Zihnimizdeki Zaman

Zaman hakkında araştırma yapmaya başladığımızda birçok anlamı dışında, farklı alanlarda da kullanıldığını görürüz. Dil bilgisi, jeoloji, gök bilimi, hepsi zaman kavramını kullanır. Ama zaman denildiğinde ilk akla gelen saattir. Altmış dakikalık zaman dilimi. Farkında olsak da olmasak da aslında hayatımız bir zaman döngüsüne bağımlı olarak geçmektedir. Sabah olduğunda uyanmamız gerektiğini, gece olduğunda uyumamız gerektiğini düşünür, mutlaka üç öğün yemek yeme ihtiyacı duyarız. Sabah uyuyup, gece uyanırsak da yer yer toplum tarafından dışlandığımızı görebiliriz. “Bu saatte kalkılır mı? Akşam oldu!” Elbette bu, sağlığımız açısından olumsuz bir duruma neden olabilir. Ancak benim düşünceme göre zamanın doğru değerlendirilebilmesi her şeyden daha önemli. Sabah erken kalkamayan biri de zamanını verimli bir şekilde kullanabilir. Bu verim tamamen sizinle ilgilidir. Kimi daha çok kitap okuduğunda kimi ise daha çok spor yaptığında zamanı verimli kullandığını düşünür. Kısacası zamanın değerlendirilmesi tam anlamıyla göreceli bir kavramdır.


Şu an içinde bulunduğumuz teknolojiyle zamanda bir saniye bile geriye gitme şansımız yok. Peki ya geçmişe gidebilseydik? Eğer geçmişe doğru zaman yolculuğu yapma şansımız olsaydı sanırım dünyanın sonunu daha çabuk getirebilirdik. Çünkü bu yolculuklardaki en önemli kavram, içinde bulunduğun zamanı değiştirecek bir adım atmamaktır. Zaman yolculuğunu anlatan tüm filmler ve diziler bize hep bunu öğütlerken bir yandan da zaman çizgisini bozup, düzeltmekle cebelleşen insanları konu alır. Zamanın akışını bozacak o adım atıldığında ortalık mahşer yerine dönebilir, istemesek bile bir kaosa sürüklenebiliriz. Ama eminim ki dayanamayıp her şeyi değiştiren birileri olurdu. Biz hayalperest bir bakış açısıyla ele almaya çalışsak da bunu bir silah olarak kullanmak isteyenler mutlaka olurdu.

“Geçmişte yaşanan bunca şey eğer yaşanmamış olsaydı, biz aynı kişi olabilir miydik?” Geçmişe gitme şansımız olsa birçok insan, yaşadığı kötü olayları engellemek isterdi. Bu en insani duygulardan biri. Kimse kötü olan bir şeyi hayatında istemediği gibi geçmişinde de istemez. Ne var ki insan ister istemez paragrafın başındaki sorunun cevabını arıyor. Bizi şekillendiren sadece yaşadığımız iyi olaylar değil aynı zamanda kötü olaylardır ve onları hiç yaşamamış olursak bambaşka birine dönüşebiliriz. Peki bu dönüştüğümüz kişi gerçek biz olabilir mi? Sanırım bu soruların cevabı için zaman yolculuğunun icat edilmesini beklemekten başka şansımız yok.

Zaman algısı hepimiz için farklılık gösterir. Bu yazıyı okurken kimileri için zaman yavaş akarken kimileri için de hızlı akacak. Keyif aldığımız şeyleri yaparken zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. Ama yapmaktan hoşlanmadığımız konularda oturup saniyeleri saysak bile zamanın oldukça yavaş aktığı hissine kapılırız. Beynin algılayışından sonra zaman algısı üzerindeki en önemli etkilerden biri duygularımızdır. Hayatımıza yeni şeyler eklemeden aynı rutinle devam ettiğimiz müddetçe günlerin öylece akıp gittiğini düşünmeye başlarız. Birkaç cümle evvel verdiğim örnekle çelişen bir bilgi gibi göründüğünü biliyorum. Buradaki farklılık şu, heyecan verici olaylarla karşılaştığımızda zaman her ne kadar hızlı akıyormuş hissi verse de kişi sanki bir saat değil de üç saat geçmiş gibi bir hisse kapılır. Hayatında hiçbir heyecan olmayan ve rutininden çıkmayıp yeni anılar edinemeyen kişiler için bir saat hep bir saattir. Zaman genişlemez ve onlar için günler birbirini kovalıyormuş gibi aynı hızla geçer gider.


Bizler zamanı yönetemeyiz. Hatta zaman üzerinde hiçbir etkimiz yok. Sahip olduğumuz zamanı iyi bir şekilde yönetmekse bizim elimizde. Çoğu insan zamanın yetersizliğinden ötürü hiçbir şeye vakit ayıramadığından yakınır durur. Aslında yetersiz olan zaman değil bizim onu yönetimimizdir. Doğru planlamayla zamanı verimli bir şekilde kullandığımızda, ne kadar yeterli olduğunun farkına varabiliriz. Sorulması gereken esas soru bence şudur; zamanın yetersizliğinden ötürü sızlanmak bir bahane mi? Eğer bahane değilse, biraz yardım ve planlamayla aşılamayacak bir şey değil. Bahane ise, bunun çözümü hiçbir zaman olmayacaktır. “Bu ara hiç zamanım yok, seni o yüzden arayamadım.” Zaman hep vardır, belki de o kişiye ayıracak zamanınız yoktur. Zaman yönetimi tamamen sizin elinizdeyken, bu bahaneyi kullanmak ne kadar doğru? Karar sizin.


Sözün özü, bilimsel olarak zaman gizemini korumaya hep devam edecek. Bizim gibi bilimsel yaklaşamayacak kişiler için daha da gizemli olmaya devam ederek bize çok çeşitli hayaller kurduracak. Zaman yolculuğu, paralel evrenler gibi birçok hayal seçeneğini bize sunacak. Gerçekliğe döndüğümüzde ise zamanın aslında biraz da kişiye özel bir hızla aktığını fark ediyoruz. Bu tabii ki sadece bizim algımız. Yoksa zaman aynı hızla akmakta, yelkovan ve akrep aynı hızla birbirini takip etmektedir. Bir saat daima altmış dakikadır. Ama biz bunu beş dakika olarak da algılayabiliriz. Bu da bizim zamanla oynadığımız ufak bir oyundur.



92 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Öteki