Yaratılışın Sırrını Çözmek - Sırrı Çözerken Kendini Keşfetmek

Dünyanın sırrını, evrenin özünü anlamak isteyen simyacılar yaratılış amacını ararken aslında hep felsefe taşına ulaşmak istediler. ‘’Dünyanın derinliklerini ziyaret et, arıtırken gizli taşı bulacaksın.’’ Simya belki de ölümsüzlüğü ararken kendi ruhlarının ölümsüzlüğünün peşinde olan insanlar tarafından icra edildi. Kim bilir! Yola felsefe taşını bulmak için çıkan simyacılar ruhlarındaki sanat ile yağlı boya, işlenebilir metal, gravür baskı için gereken kimyasalları da keşfettiler. Sanat ve simya her zaman iç içeydi, beraber yoğurulmuşlardı. Bir dönüşüm sanatı olan simya, tarihinde diğer simyacılardan yolu ayrılan birçok ilginç kadın simyacıya da sahipti.


Nihai amacı felsefe taşını bulmak olan simyacılardan birisiydi Simyacı Kleopatra. Milattan sonra 3. yüzyılda yaşayan Simyacı Kleopatra; yazar, filozof ve simyacıydı. Felsefe taşını üretebilen dört simyacı kadından biriydi aynı zamanda. Kendi damıtma yöntemini keşfetmişti. İmbik ya da damıtıcı diye adlandırılan bu araç, icadıyla birlikte diğer simyacılara da ışık tutmuştu.


Aristokrat bir ailede doğan Marie le Jars de Gournay, erkek kardeşleriyle aynı eğitimi alamadı. Bu durumu bir engel olarak görmeyen Gournay, gizlice Latince öğrendi ve makaleler yazmaya başladı. Maden mühendisi ve mineralog oldu ardından Paris’e taşındı. Çektiği maddi sıkıntılar onu felsefe taşını bulmaya yöneltti. Her şeyi altına çevirmeyi hayal ediyordu, fakat belki de kendi altınını bulmuştu. Kadınların da erkekler gibi eğitim görmesi gerektiğini, bilimin erkeklere özgü bir olgu olmadığını açıkladığı kitabını yayımladı. Bu kitap aynı zamanda tarihin ilk feminist kitabıydı. Yaşadığı dönemde kadınların çalışması, zekâsını göstermesi, ayıp bir hareket olarak görülüyordu. Öyle de oldu, bir bilim insanı ve simyacı olarak Gournay, büyücülükle suçlandı ve hapishanede öldü.


Simya bir gizem, giz ise bir kadını içine çekebilecek büyülü bir his. Marie Murdrac da bu gizemin peşinden gitmişti. 1660 yıllarında, kadınların da eğitim hakkına sahip olması için, elinden geleni yaparak kendi laboratuvarını kurdu. Kız çocuklarına eğitim veren Murdrac, laboratuvarında kadınların hayatını kolaylaştıracak ilaçlar ve kozmetik ürünler üzerine çalıştı. Zihinlerin cinsiyeti yoktur diyerek bir döneme imza atan Marie Murdrac, bir kadın tarafından yazılan ilk kimya incelemesi La Chymie Charitable et Facile, en Faveur des Dames adlı kitabını, (Türkçe adıyla: Kadınlar Lehine Kolay ve Yardımsever Kimya) 1666 yılında yayımladı. Kendi laboratuvarında icat ettiği ilacı ise ihtiyaç sahiplerine ücretsiz dağıttı.


İçindeki keşfetme ve gizi bulma arzusundaki simyacı kadınlar, döneminin zor koşulları altında sınırları zorlarken üretmeye devam ettiler. Kendi içlerinde çıktıkları yolculuktan, sonunda hapis ya da ölüm cezası olmasına rağmen vazgeçmeyen cesur kadınlar tarihin tozlu sayfalarında değiller. Tarihin tozlu sayfalarında kalmayan simyacı kadınlar günümüz bilim insanlarına hâlâ ışık tutuyor. Buldukları ‘’altın’’ belki de az önce elime sürdüğüm el kreminin içinde belki de sabah içtiğim ağrı kesicide.



Teması ‘’Kadın’’ olan dergimizin ilk sayısında yazımı ‘’La Dolce Vita’’ filminden alıntı yaparak sonlandırmak istiyorum.


Sen yaratılışın ilk günü yaratılan ilk kadınsın. Sen; ana, kız kardeş, sevgili, arkadaş, melek, şeytan, dünya ve evsin.



Kaynakça:

https://scientificwomen.net/women/meurdrac-marie-68

https://www.artsy.net/article/artsy-editorial-how-the-ancient-practice-of-alchemy-influences-artists-today

Lise arkadaşım, şimdilerde iyi bir tarihçi Ersin Ateş


171 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

FERHAN AĞBİ