Uyurgezer: Klasik Antikiteyi Yeniden Anlamlandırmak

(Ahmet Sarı'nın One Arc Galeri'deki sergisi “Uyurgezer” hakkında)


Ahmet Sarı’nın eserlerinde gördüğümüz nesneler uzun çalışmaların, derin araştırmaların sonucu olarak ortaya çıkar. O, bir sanatçı olarak resminde bizlere bu nesnelerin tarih, içindeki anlamsal değişimlerini gösterir. Yeniden ve defalarca değişime uğrayan, klasik antikitenin diyarından dilimizin ucuna anlamlandırılmaya kadar gelişine tanıklık ederiz. Böylece, onun resimlerinde, yeni bir sözcük ya da daha doğru ifadesiyle yeni bir dil yaratmak için farklı görsel şifreleri keşfederiz. Bu keşif hiç bitmez, süreklilik taşıyan şiirsel bir ifadeye dönüşür. Bir zamanlar medeniyetlerin kullandığı nesneler, önce sanatçının eserine yansır, sonra yeni bir dil ifadesi olarak izleyiciye bütünsel bir şiir gibi uzanır.


Bu nedenle, onun izleyiciye göstermek istediği şey, araştırmalar, okumalara ve arkeolojik alanda keşiflerden çok ötedir. Ahmet Sarı bir yandan, “sınıflandırmanın” ve “anlamlandırmanın” medeniyetlerin güç sahibi olduğu alanda nasıl değiştiğini ifade eder, diğer yandan bu sınıflandırmadaki dönüşümü çalışırken kendisi de yeniden keşfeder. Klasik antikitenin diyarı Mısır, Hitit, Yunan, Mezopotamya’ya ait objelerin yeni dilsel ifadelerini görürüz, ancak sanatçı bununla yetinmez ve bizlerin aslında birer duyum aracı olduğumuzu, nesnelerin kökenine inerek onların toplumsal, kültürel alanda nasıl değişime uğradığını en ince ayrıntısına kadar anlatır. Bu anlatımın bir tür tesadüf olmadığını bilmek için Ahmet Sarı’nın yaptığı araştırmalardaki derinliği kavramak gerekir. Eserlerinde yer alan nesneler bir tür güç ifşası, bir tür gücün dengesizleşmesi üzerine okunabilir. Ahmet Sarı’nın bu anlatımı bizlere medeniyetler arasındaki siyasi güç dengesini (ya da dengesizliğini) gösterir. Diğer yandan, izleyici en ince detayına kadar düşünülmüş ve bazen de sadece yoktan yaratılmış bu nesneler için kendi kendine sorar: Tüm güç dengesizleşmesine rağmen nesneler her zaman hayatta kalmıyor mu?


Sanatçının eserleri tam bu alanda bir tür yolculuğa dönüşür. Bu uzun yolculukta onun 2014 yılından bu yana üzerinde çalıştığı konuları görürüz. Bilgiyi nerede ve nasıl alırız ve aslında “episteme”ye döndüğünü düşündüğümüz bu bilgi gerçek midir? Ahmet Sarı’nın eserleri bize bu durumu defalarca sorgulatır. Batı dışında var olmuş ama Batı tarafından benimsenmiş nesnelerin kökenindeki ve anlamındaki doğruluk payı, yüz yıllarca süren medeniyetler çatışmasında sürekli yer ve anlam değiştiren objelerin gerçekliğinden emin olabilir miyiz? Bu soruyu sorduğumuz anda, elimizdeki tek gerçek bilgi (episteme) sanatçının resmettikleri olabilir mi? İşte sanatçının bize sorgulatmak için açtığı bu yol uzun bir yolculuğa bu şekilde dönüşür.


Bağlamlarından koparılan nesneleri üretmeye ve resmetmeye farklı sergilerinde yer veren Ahmet Sarı’nın son sergisi Uyurgezer, bir önceki sergisi Alt Üst üzerine inşa edilen bir yapıtaşı niteliğinde. Sarı, bir yandan oryantalist bakış açısından sıyrılmış bilginin peşinde, diğer yandan ise tarihin ne derece haksız ve haklı olduğunu güçlünün güçsüzü bitirmeye çalıştığı medeniyet savaşlarını bir kez daha objeleri düşünerek anlatıyor. Uyurgezer anlamsal olarak Ahmet Sarı için güç dengeleri, sınıfsal çatışmalar, yaşamın dengesizlikleri, sistemin “alt-üst” olmasına dair ürettiği bir metafor niteliğinde. Diğer yandan, bu kavram sergide bir tür söz sanatı gibi kendini buluyor. Ahmet Sarı için uyurgezer kelimesi içinde birçok şey saklı. Sanatçı, bir yandan bu uyurgezer durumu eleştirirken, diğer yandan ise bu konudaki farkındalıksızlığa gönderme yapıyor ve aslında tam tersi bir durumu resminde “işte her şey burada” dercesine beyaz üzerine kullandığı mürekkeple nesneleri yeniliyor ve gösteriyor. Bilerek cahil bırakılmış, sistemin alt üst olmasına gözünü kapamış bu toplumun kültürünü anlatmaya çalışıyor ve sergideki eserlerinde nesneleri en ince detayına kadar resmederek medeniyetlerin yoksun kaldığı (ya da yoksun bırakıldığı) gerçekleri gözler önüne seriyor. İçinde yaşadığımız uyurgezerliği fark ettirmek için bir tür ışık yakıyor.


Sergide gördüğümüz eserlerin bir araya gelmesiyle, bir arada duran nesnelerin iletişimi farklılaşıyor ve kültürler arası bağlamda eskiye yönelik yeni söylemler yaratıyor. Tarih ve onun dengesizliği bir tür delikleri olan paravan gibi... Bu paravanın bir tarafıyla diğer tarafı aynı değil. Gerçek bilgiyi (episteme) öğrenmek istiyorsak her iki taraftan da incelenmesi gereken bir bağlama sahip olmalı. Bu bağlamı ise ancak kültürel bir yapıyla ifade etmek mümkün.


İşte tam bu noktada, Pierre Bourdieu’nun felsefesinin tam ortasında duran kültürlerin bir araya gelmesi ve ayrışması konusunda etkin rol oynamış olan “Habitus” kavramına yeniden bakmak ve kavramak, Uyurgezer sergisindeki nesnelerin anlamlandırılması için doğru bir yol açabilir.


Bourdieu’nun Habitus ile topluma fark ettirdiği nesnel varoluş bizlerin nesneleri keşfetme ve onları zaman (tarih içinde) anlamlandırmamız konusunda da etkili. İçinde doğduğumuz ve bildiğimizi sandığımız kültür bilgisi sayesinde düşünme, hissetme yetilerimiz gelişirken, bu tür nesnelerin varoluşunu sorgulamadan aldığımız bilgiyi kullanan toplumlar içinde yaşıyoruz. Oysa ki, herhangi bir sorgulama ve bilme etkinliği içine girdiğimiz anda zaman içinde nesnelerin gerçek ifadelerini keşfetmek mümkün olabiliyor. Habitus tüm toplumsal pratikleri, dili ve ifade yöntemlerini içine alırken, toplumsal alanda neyi nasıl algılamamız gerektiğini de belirler. Kültürel yapılarda Habitus ile öznel süreçlerimiz, nesnel toplumsallaşma süreçlerine döner. Bir anda karşı konulmaz bir şekilde o toplumun, bakış açısının, düşünce ifadesinin içinde buluruz kendimizi… Nesnelerin anlamlandırılması, bildiğimiz ve kanıksadığımız dil üzerinden ilerlemesi, en önemlisi de her şeyi doğal bir süreçmiş gibi normalleştirmemiz kaçınılmaz…


O zaman ne yapmalı; ya da nasıl bakmalı ki yeni bir dil oluşsun ve nesnelerin var oluşlarına daha eleştirel bir paravan tarafından bakılabilsin? Ahmet Sarı’nın sanatı ve ifade yöntemleri Uyurgezer sergisinde olduğu gibi sorulması gereken soruları sormamıza, Habitus’u sorgulamamız için yeni bir kapı açabilir. Bizler, nesnelerin gelişimi ve onların kültürel bağlamda yeni ifadeler bulması için Ahmet Sarı’nın keşfettiği bu yeni dili kullanarak yola çıkarız. Belki de ancak o zaman gerçek bilgiye ulaşmak ve özgürleşmek mümkün… Belki de alışagelmiş tüm bilgileri bırakıp, paravanın her iki tarafına bakmak bu şekilde gerçekleşecek.





20 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör