Tren Garında

Trenden indiğimde, güneşin uyanmasına uzun bir süre vardı. Bugün Aralık’ın sekizi. Kış hiç olmadığı kadar ağır bir şekilde bütün şehre ve omuzlarıma bastırarak zamana gücünü göstermeye çalışıyordu. Bense tüm olan bitene hiç aldırmadan sadece trenden inip bir an önce evime gitmenin ve bir tas sıcak çorba içmenin peşindeydim. Gar içerisinde uzun boylu bir sessizlik hakimdi. Köşede yatan bir evsiz, bir iki gar görevlisi ve bitkin bir şekilde treni bekleyen birkaç yolcu dışında kimsecikler yoktu. Zaten yeterince küçük bir gardı. İki kapısından biri caddeye diğeri raylara komşu şekilde konumlanmıştı. Ben gardan içeri girip etrafa göz gezdirirken, cadde tarafındaki kapının açılması ile içeride bir rüzgâr dönmeye başladı. Kafamı o yöne çevirdim. Tekrar çevirdim. Tekrar. Ansızın zaman denen muamma hızını arttırdı. Bir anda bu soğuk ve değersiz garda başım dönmeye, terlemeye ve kalbim bir sızıyla ısınmaya başladı. Kış gitti, yaz geldi. “Ağustos’un yirmi dördü sabaha çok az kaldı. Eve gitmek yerine indiğim bu trenden koşarak kırlarda ormanlarda koşmak yuvarlanmak isterim. Sen günlerin içinden sıyrılıp gecenin bu vaktinde kışımı yaza çevirensin.” Hemen ona doğru yürümeye başladım. O da kırmızı kaşe montu, kısa saçları ve hangi açıdan bakarsanız bakın klasik dönem kuralcılığı ile kusursuzlaştırılmış bir yüz ve romantik dönem esrikliğiyle düzenlemiş bir çift göz ve dadaist bir kural tanımazlık içinde gülüşüyle beni iç organlarımın birbiri ile girdiği şu cenkte çaresiz bırakarak şu soruyu sordu.


-Pardon, D. şehrine gidecek olan trene nasıl ulaşabilirim?


-Maalesef, tren az önce çıktı.


-Anlamadım.


-Ben de anlamadım. Az önce onu bu fikirden caydırıp benimle evlenmesi için ilk yalanımı söyledim. Bir an önce benimle gelirseniz sizi yetiştirebilirim.


-Anlamadım.


-Ben de anlamadım.


-Sanırım şuradaki görevliye sorsam daha iyi olacak.


-Benimle evlenir misin?


-Hayır


-Teşekkür ederim.


-Ben teşekkür ederim.


-Treniniz biraz sonra burada olur. Sormanıza gerek yok. On beş dakikası falan vardı az önce şuradaki tabeladan baktığımda.


-Teşekkür ederim.


-Rica ederim. Ben Y. Az önce sizi kapıdan girerken gördüm. Güzelsiniz. Tarif etmekte zorlanacağım için detaylarına girmiyorum. Fakat büyük ihtimalle size âşık oldum. Ve peşinizden geleceğim. O yüzden bir gerçekle yüzleşmek isterim. Bir ihtimal dahi olsa, gözlerimin içine bakın ve doğruyu söyleyin.


-Doğrusunu isterseniz ne yalan söyleyeyim çirkin ve kambursunuz. Güzelliğim adına dizeceğiniz methiyeleri bir kenara bırakırsak, sizin için söyleyebileceğim tek şey çirkinliğinizin bir sınırının olmayışı. Eğer amacımız zıtlıktan bir ilişki doğurmak değilse -ki hiç istemem böyle bir şey- aramızdaki durumun ihtimali dahi söz konusu değil.


-Teşekkür ederim.


-Kırıcı olmadım umarım.


-Bilakis oldukça uygar ve anlayışlı bir biçimde gerçeğimle yüzleşmeme sebep oldunuz.


-Rica ederim.


O an şöyle bir şey yaptım. Her zaman iç cebimde taşıdığım II. Dünya savaşı sırasında dedemin asker olmasından mütevellit verilen çakısını çıkarıp, yüzüne bir çizik attım. Ve şu anlayışlı cümleleri kurdum.


-Uygar dünya herkesin, şu aramızdaki ilişki kadar net olmasını ister. Beşikten mezara. İyi sabahlar.



47 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sinekler

Kapıcı