SU YEŞİLİ

O okunu atmış, işi bitmişti. Gün kararmaya yakın tepeden indik. Okçular tepesi burası Hüseyin, sıkı giyinmeli. Akşamüstü çok mu eserdi?


Soruları bitmedi çocuğun. Tiz sesi gün boyu kulaklarımdaydı. Yastığa başımı koyduğumda, o zaman bile gitmiyor. Dediği tek bir kelimeyi bile hatırlamıyorum ama sesini ve soru sorarken kafasını kaldırdığında, güneşin benim gölgemle kaplanan tek gözünü es geçerek, diğerinde nasıl parladığını unutmadım. Yeşildi, su yeşili. Çöl desen çöl değil, şehir desen şahit isterler bu yere. Meydanındaki yükseltide oturmuştuk gün boyu.


“Çikolata yememiş olsan hayatın boyunca, tadını nasıl zannederdin?” dedi. Bunu söylerken, bayram harçlıklarıyla aldığı elli kuruşluk dondurmasının eline damlayan kısımlarını yalıyordu.


Cevabı bilmediğimden omzumu silkip, dudağımı büzdüm. Konu onun ilgisini çekmiş olacak ki devam etti. “Peki ya,” dedi, sonra biraz yere baktı. Ayakkabısının ucuyla toprağı ezdi, ezdi. “Ya ben hiç dondurma yememiş olsam, bana nasıl anlatırdın?”


Sorusunu bitirene kadar yere eğik olan başı bana dönmüştü. “Bilmem, soğuk derdim. Çay içince üstüne yenmiyor, dişlerin sızım sızım oluyor.”


“Bu kadar mı?”


Şaşırdığında kırışan alnı, esmer teninde çok sevimli duruyordu. Güldüm. Neden güldüğümü sormadı, o da güldü. Sonra sanki dünyadaki bütün dondurmalar bir saat içerisinde satılmazsa ölecekmiş gibi heyecanla anlatmaya başladı bana dondurmayı. Elindeki külahın sivri kısmı, orasını hiç yemezdi, avcunun içinde sıcaktan hamur gibi olmuştu. Yarım saate yakın anlattı. Bittiğinde, gözlerimden ayırmadığı gözlerini güneşe çevirdi.


“Hazırlık yapmalıyız,” dedi. “Batmasına az kalmış.”


Ağaç diplerini gezdik, bize en uygununu bulana kadar kopmuş bütün dalları ellemiştik. Hüseyin’e otlardan ve sopalardan bir yay yaptık. Sıra oka gelince beğenmesi çok zordu. Bir, iki, üç derken saydım, tamı tamına yirmi sekiz tane ok göstermiştim ve sonunda kendi bulduğu bir sopayı kullanmaya karar verdi.


Elimizde plastik yokken, oku atamayacağını söyledim çok defa. “Yoo!” demekle yetindi. Tepenin en ucuna gitmiştik, güneşe nişan aldı ve bütün gücüyle oku fırlattı.


Ok yeşillikleri yırtıp, ilerideki tepenin aşağısına doğru düştü. Ama o elini gözlerinin üzerine siper etmiş, güneşe bakıyordu.


“Başardık!” dedi. “Az sonra batar, hadi gidelim.”



77 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Derdo