Saydamlık, Bilinç Aşısı

Yüzüne yansıyan sesinin izlerindesin.

Bakışsız bakan. Kendi içe çekilen zamanında. Çoğunlukla da öylesi ânlarda saydamlığını yitirdiğini düşünüyorsun.

Bu kez, söz, başka bir debi yaratıyor kendine. Üstelemeden sessizleştiriyorsun bakışlarını. Anlamak artık bir dil yolu olmak için söz dokusu olmaktan çıkıyor aranızdan.

Yabanlık dediğimiz şey böylece varlığını koruyor. Aranızdaki sessizlik bundan.

Geçtiğiniz kapıları kapatıyorsunuz bir bir. Bu taş avluya düşen gölgedeki zamandasın. İnsanların anlamsız sözlerine yansıyan benliklerin nasıl nefes alabildiğine şaşarak bakıyorsun bir ân. Nasıl bir hayat, kendi içinde ne çok anlamsızlık barındırıyor.

Sonra düşünüyorsun, nereye vardırıyorlar acaba böylesi yaşamalarını.

Belki de günü böyle dert ediyorlar kendilerine. Usançlı bir hayatın görünmeyen yanlarında yaşamak iyicil onlara.

Güzellik arıyorsun her şeyde. Aşinalık uzaklaştırıyor seni. Duyarlı bilinç, açık bilinç dediğin ise bir algı sorunu.

Şimdi uzaklaşıyorsun varlığına ses olmayan kıyılardan. Bir Midas olmaya gerek yok. Hele bu çağda anlaşılmayı beklemek tam bir salaklık.

Arzunun iklimi ise öldürücü bunu biliyorsun. Sen tutkularına bak.

Zaman Çıkışları

Söz, kaldığınız yerden başlamıyor hiçbir zaman aranızda. Dönüyorsun kendi anlatına. Kaldığın yerden, bir düz çizgide kurmaya çalışıyorsun “Ağrısız Zaman”ı. Nereye varacak bilmen gerekmiyor. Yalnızca o sese doğru gidiyorsun.

Bir anlatı kurmak için kendi sesini taşımalısın önce. Orada kendi zaman duraklarını yaratarak yol alabilirsin.

Dil kaygın olmalı orada, zamanı ele geçirebilmek için. Kendi duyarlık kozmosunu başka nasıl yaratıp kurabilir ki insan. Sezgi, evet; ama bilime, bilgiye yakın olmadan bunu kurmanız zor. Bir varoluş deneyimlemesidir bu da. Yani, her ânını diri ve duru/saydam yaşamak.

Dokunmak, Ama Nasıl?

Sabah sabah, hiç olmadık bir yerde, Sarp Maden gelmişti aklına. Sait Maden’le konuştuğunuz zamanlar… Onun kendi kıyısında kendi halindeki durumuna kaç kez tanık olmuştun. Babasını birlikte uğurlamıştınız, toprağa verirken yan yanaydınız, ofisini kapatırken de… Sevdiği kadın da oradaydı. Adeta ona dokunurcasına bakıyor, yasını paylaşıyordu.

Bugün gazetedeki röportajını okurken; “birbirimize dokunarak dayanışıyoruz,” demesini sevmiştin.

Dünyanın neresinde olursanız olun, eğer böyle dokunabiliyorsanız birbirinize; birbirinize nefes aldırabiliyorsunuz demektir. Dokunmak her ân birlikte olmak demek değildir.

Şimdi Sesinden Uzakta

Bir duygunun seni ele geçirmesinde ürkülecek bir şey yok. Bunu nasıl hissedip yaşadığın önemli. Anlamak/anlaşılamamak başkasının sorunu. Kendini bilmek bunların örtüsünü kaldırıyor senden.

Gözlerinin izinin farkında değilse üzülme. Ellerinin ısısına uzanamıyorsa o onun sorunu. Doğallığından, bir de kendin olmaktan vazgeçme. Unutma, bir şey tikelleştikçe benlik sanrıları çoğalır. Sen kendi ben’in olmaya bak.

Tutup onca söz çağrısından da vazgeç. Aşındırma aranızdaki zamanı. Bak hayat daha renkli, daha yaşanası şeyleri taşıyor her gün sana. Avuntulama kendi sesinin sessizliğinde madem, bırak sessizliğinde onu.

80 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

FERHAN AĞBİ