Sanatı Anlamak

“Sanatın amacı, varlıkların dış görünümlerini değil, onların içsel önemlerini temsil etmektedir.”

Aristoteles


Hiç durup düşündünüz mü, bizler sanatı anlamakta neden zorluk çekiyoruz? Gombrich, ünlü kitabı, Sanatın Öyküsü’nde “Sanat, farklı zamanlarda ve yerlerde farklı şeyler anlamına gelebilir,” der. Dolayısıyla bugün bir kitlenin sanatı anlamama sebebi ya da sanatı anlamıyorum şeklindeki serzenişleri sanata olan önyargılarından ibarettir. Sanat sevilen ekollerin bir yansıması değildir.


Hepimiz az çok Rönesans sanatını biliriz. O dönemin sanatına, kısmen de olsa hakimizdir. Çünkü bu sanat gözlerimizin önünde apaçık bir şekilde tüm simetrisi ile karşımızdadır. Gelgelelim Rönesans döneminden yaklaşık beş asır ileride olan, günümüze tarihsel açıdan daha yakın olan modern sanatı anlamakta zorlanırız. Anlamlandıramamak kimi zaman öfke uyandırır.


Fakat unuttuğumuz bir şey vardır ki her sanatın, her dönemin bir felsefesi vardır. Evrimsel açıdan, içgüdüsel olarak “klasik olan” bize hitap edebilir pekâlâ. Fakat bu klasik olan her ne ise, değişim gösteren bir kavram olacaktır. Zaman da bu değişimi gösteren en temel kavramlardan birisidir. Tıpkı Gombrich’in dediği gibi sanat farklı şekillere girer. Rönesans’ta klasik üsluba girmesi, bu dönemin adı üstünde Rönesans olması (antikitenin yeniden doğması-yeniden aydınlanma) yani tüm dünyada ses getiren klasik üslubu yeniden temsil etmesi, aslında biz insanların içgüdülerinde yer alan klasik anlayışa hitap etmesi gibi birçok sebep, bu dönem sanatını daha ön plana çıkarır ve anlaşılır kılmıştır.


Modern sanata gelince, tıpkı Rönesans sanatında olduğu gibi bir felsefe anlayışı vardır. Duchamp, 1917 yılında bir pisuarı ters çevirip imza atarak sanat eseri demiştir. Aslında başkaldırı olan bu eser, dönemin ve geçmişin tüm kalıplarına karşı çıkan bir meydan okumadır. Peki bir pisuarla mı meydan okunmalıydı soruları akıllara gelebilir. Bu noktada sanat nedir değerlendirmesi yapmak yerinde olacaktır. Sanat nedir? Bir tanımı ve bir sınırı var mıdır?


Sanat nedir sorusu basit gibi görünse de cevaplaması tanımlaması çok zordur. Bir dışavurum yöntemidir ve sınırı yoktur. Duchamp’a kadar olan sanatın da bir sınırı yoktu. 20. Yüzyılda sanatçılar dışavurumlarını yansıtmada pek çok farklı yolları tercih etmişlerdi. Fakat yine de gözle görülmeyen sınırlar mevcuttu. Peki sanat, bir dışavurum yöntemi (basit tabirle) neden sınırları olan bir alan olmalıydı? Duchamp bu gözle görülmeyen sınırları yıkmak istedi ve başardı da. Bunu ancak basit gibi görülen bir nesneye, basit bir yön vererek en az katkı ve en fazla yaratıcılıkla dile getirdi.


Yakın geçmişte İtalyan sanatçısı Maurizio Cattelan'ın Komedi isimli eseri de tıpkı Duchamp’ın çeşmesi gibi çokça eleştiri aldı ve sanat camiası sanat eseri olup olmadığını tartıştı. Kimileri Komedi’yi saçma buldu.


Cattelan'ın Müzelerin önceliğinin sanattan önce maddi kaygılar gütmesini, küresel ticaretin berbat bir yön aldığını söylemek istediği bir dışavurumdu bu. Sanatçı bunu zekice bir mizah yolu ve yaratıcılık ile aktardı.


Peki ya sanat 15. yüzyıldan bu yana hiç değişmeden klasik unsurları ile kalsaydı ne kadar sanat olurdu?




Kaynaklar

Antmen Ahu, 20. Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar, Sel Yay., 2014.

Hodge Susie, Sanatın Kısa Öyküsü, Hep kitap Yay., 2019

Graham Whitham, Grant Pooke, Sanatı Anlamak, Hayalperest Yay., 2018.

41 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör