Ressam Burhan Uygur Özelinde Kitap ve Resim Buluşması

Cemal Süreyya’nın kaleminden “Mardin” isimli şiirinin son dizelerinde şu sözler dökülür;


“Kılıç kalkan gürz ve at

Ta çocukluğumdan beri

Ne buldumsa okudum

Sonunda anladım ki

Bir kitapta resim şart .


Yapı Kredi Yayınları’nın, Süreyya’nın bu dizelerinden yola çıkarak isim verdiği ve ilk baskısı Temmuz, 1999 yılında gerçekleşen “Bir Kitapta Resim Şart” isimli eserinde, benimde en çok ilgimi cezbeden Uygur’un şahsi belgeleri olan defterlerine, okuduğu kitaplar üzerindeki çizimlerine ve notlarına değinilmektedir.


Kasım, 2018 röportajında Selahattin Özpalabıyıklar; gerçekten de özellikle 1950’lerde Asaf Halet Çelebi ile Fahrelnissa Zeidin işbirliğinin ürünü olan Lamelifgibi birçok örnek olduğuna değinmektedir. Metin Eloğlu’nun o yıllardaki kitaplarının bazen kendisinin, bazen Orhan Peker’in desenlerini ve Ara Güler fotoğraflarını içermesi, Yeditepe Yayınları’nın şiir kitaplarının Agop Arad tarafından resimlenmesi, o yıllardaki şiir – resim arkadaşlığının tipik örnekleri arasında gösterilebilir. Behçet Necatigil’in Yeditepe’den çıkan “Evler” kitabında Arad desenlerine yer verilmesi sergilenmesi gibi atipik örnekler de söz konusudur. Özpalabıyıklar, daha önce de, “1947 yılında Orhan Murat Arıburnu Türkiye’de ilk kez resimli şiir sergisi açmıştı” diyerek, resim ve şiir beraberliğine dair bize detaylı bilgiler vermektedir.


Romain Rolland, 1944 “Beethowen’in Hayatı” adlı eserinde, Beethowen’ın kendi ağzından ise şu sözler dökülmektedir. “Tasvir etmek resme ait bir iştir. Bu hususta müziğe kıyasla şiirde kendini bahtiyar addedebilir; şiirin sahası benimki kadar mahdut değildir; Buna karşılık benim alanım başka mıntıkalarda çok daha uzaklara kadar yayılır ve benim imparatorluğuma kolay kolay erişilemez.”


Burhan Uygur da, bulunduğu her ortamda omzundaki deri çantası içinde taşıdığı çeşitli kalemler ve pastellerle defterlerine resimler yapardı. Bu defterler kendisinin de ifade ettiği üzere, taslak, çizim veya desen için değil, o anki duygu, düşünce ve gözlemlerini ön çalışmasız aktardığı nesnelerdi. Hatta bazı sayfalarını koparıp çerçeveletir ve sergilerdi.


Kitap kapaklarına ve iç sayfalarına resimlemeler gerçekleştirdiği ortak çalışmalar arasında 1979 yılında Ahmet Oktay’ın “Sürgün”, 1983 yılında Can Yücel’in “Rengahenk”, 1985 yılında Gülseli İnal’ın “Sulara Gömülü Çağrı” ve Behçet Necatigil’in “İki Başına Yürümek” adlı eserleri yer almaktadır. Bu eserlere Uygur’un düşünsel derinliği, resimleri ve şiir birlikteliği damgasını vurmaktadır.


Ahmet Oktay’ın “Sürgün” adlı eseri sayfaları arasında, Uygur’un Çini Mürekkebi ile hayata geçirdiği desenler yer alıyor. Bu desenler arasında yer alan bir çalışmada, çaresiz bir bebeğe yukarıdan bakarcasına Kargalar’ın silüetleri soyut üslupla resmedilmiş. 1978 tarihli bu desende, babam tarafından bana nakledilen bir anıyı buluyorum veyahut da bulmak istiyorum. Uygur, belli bir dönem Tekirdağ Namık Kemal Lisesi’nde Resim Öğretmenliği görevinde bulunuyor. Bu liseye de yakın bir konumda ikamet ediyor. Babam da, Tekirdağ'da aynı lisede Uygur’un ardından Resim Öğretmenliği görevinde bulunuyor. Her ikisi de Akademi döneminden ahbaplar. Yer yer de demlenmek üzere bir araya geliyorlar. Sanatlarını konuşuyor, yaşamsal felsefelerini tokuşturuyor, dostlukla hem yaratıcılıklarını tetikliyor, hem de gönüllerini demliyorlar. İşte bu buluşmalardan birinde, karşılıklı sohbetleri esnasında balkondan aşağı baktıklarında bir karga ağzında yavru kedi ile aşağıdaki gecekondu çatılarının üzerine konar. Bu karga zavallı çaresiz hayvancığın üzerine çullanmış, bir geri bir ileri çekilip saldırmaktadır. Bu duruma içerleyen babam ve Uygur ellerine buldukları ne varsa mandaldan tutun da, masadaki herhangi bir objeye, yavru kediyi kurtarsınlar diye kargalara savururlar. Lakin maalesef gösterdikleri çabada muvaffak olamazlar ve karga nihayetinde kedi yavrusunu avlar. Uygur ise o tarihe kadar bayıldığı kargalara, o gün “Hain Karga” lakabını yaraştırır. Ve sonrasında yer yer resimlerinde karga temasını görürüz sanatçının. Bilhassa, bahsi geçen resimde ise bu anlatılan hikâyecik adeta resmedilmiş.


Behçet Necatigil’in “İki Başına Yürümek” adlı eserinde ise; kitabın önsözündeki tabirle, adeta şiirin “Saklı Su” yu ve resmin “gizli şairinin” buluşması yaşanmaktadır. Özel ilgi alanım olan “Geleneksel Türk Tiyatrosu” ve “Karagöz” konusu, önceki yazılarımı takip eden okurlarım var ise dikkatlerini çekecektir. İşte bu eserde de; Necatigil’in dizeleri ve Uygur’un resmettiği detayları ile “Gölge Oyunu” isimli bir şiir yer alıyor. Bu şiiri de yazımın arasında sizlerle paylaşmayı uygun gördüm.


Titreşir perdede bir sırlı ışın –

Bir makine birden tutukluk yapar

Gevşer ellerde kasnak –

Hız kesilir, ay tutulur, silinir arazi.

Görmesi bir uçurum gibi aştığı beli

Çarpar sessiz bir kurşun: sanrılarda ses –

Düşer sazlık bir yere bir kaşıkçın kuşu.

Söner Göstermelikte mum

Çekilir Hayali.


Sanatçının, zaten hâlihazırda belli resimlerinde, görsel anlatımla beraber, ilgi alanı ve esin kaynağı olan edebiyat ve şiir dilini kullandığı bilinmektedir. Yaptığı ortak çalışmalar haricinde sanatçının, Rimbaud’un “Cehennemde bir mevsim”, Cevat Çapan’ın “Kavafis’ten Kırk Şiir”, Homeros’un “İlyada”, C. V. Ceram’ın “Tanrıların Vatanı Anadolu” ve Aragon’un “Mutlu Aşk Yoktur” kitaplarının sayfaları üzerine çizimleri ve notları bulunmaktadır. Sanatçı gerçek dünyadan koparak adeta bu kitapların içinde kaybolmuştur.


Bu kitaplar içinde bir başına kaybolmanın yanı sıra, yaşamsal ve sosyolojik bağlar sonucu hayat bulmuş notlar ve resimler de yer almaktadır. Bunlara, şahsi koleksiyonumda yer alan Yankı Yayınları 1977 tarihli Ronald Duncan’ın “Abelard ve Heloise” eserinde yer alan notu ve imzası örnek verilebilir. Kitabın iç kapak sayfasında “Mor ABELARD VE HELOISE’den Abelard – Heloise’e selam, burhan” ifadesi yer almaktadır. Sezer Duru ve Orhan Duru kitaplığından çıktığını öğrendiğim bu kitabın ilk sayfasındaki yazıda Can Yücel’in “Rengahenk” kitabına ismini veren “Rengahenk” şiirinde bahsi geçen “Mor”a bir gönderme mevcuttur. Sezer Duru ve Orhan Duru kitaplığından çıkan bir diğer kitap ise yine Burhan Uygur imzalı “Rengahenk” şiir kitabıdır. Kim bilir; Burhan Uygur, Sezer Duru ve Orhan Duru hangi günün hangi saatinde, nerede ve birlikte neyi konuşuyorlardı ve bu iki kitap “Rengahenk” ve “Abelard ve Heloise” nerede duruyordu… Kimin elinden, kimin eline dolaşıyor ve aralarında ne sohbetler geçiyordu?


Rengahenk Bir yelkenli bayrağı al

--Mor da olabilir --

Almış yaprağına rüzgarı

Rumca bir şarkı patlatıyor

Denizin gözü önüne


Mubalağa laz oldu vre sevgilim

Aramızda bu yaz

Pontuslarını zaptetmeye birbirimizin

Selvi yeşili serenlerimizle


Beğenmediysen o yeşili

-- Nefti mi? Değil. –

Camgöbeği olabilir mesela

Suların pöstekisinde sevişmek için


Mubalağa yaz oldu bu yaz

İkimiz de ömrümüzün güzünde

Derunumuzdaki…

Uyuyalım mı dedin vre sevgilim?

Gaflet ki, o bayrağı yelkenliden

--Mor da olabilir---

Dalgalarla dalga geçer geçerken

Kucağımızda atlayan bir lapindir


Menzilimiz Pontus değil

Azrail Ve önümüz sırf ebadil…

Lakin o da ölecek bir gün mutlak

Bizcileyin yaşarsa bir yaz


Bunu Rabiş’in camına

Bayrağı al bir yelkenliyle yaz!

-- Mor da olabilir ama ---

Rumca bir şarkı patlataraktan

Ağaran siyaha doğru

Siya siya!..


İki ceset ki aşktan boğulmuş

Kasımpatları gibi patlayan kulaklarıyla

Tozlarından tuzlarından donanmalar kurulmuş

Gidiyorlar Cezayir’i fethe yeni baştan

Biri erkek biri dişi

İki korsan


Güler’le Can…

İkisi de birbirinden ala

İkisi de mübalağa!

Şiirin bütün bu felaketine rağmen

İkisi de yaşıyorlar hala..

Böylece tekmil oluyor yavaş yavaş