PANDEMİDEKİ KADININ TÜRKÜSÜ


Tuhaf zamanlardan, dar kapılardan geçiyor dünya. Bitti bitecek, alıştığımız “normal”e döneceğiz artık derken hop tekrar başa dönüyoruz. Kaygı tüm dünyanın lügatındaki en popüler kelimelerden bu aralar. Başta sağlığını kaybetmemek için kaygılanan insan, sonrasında işini, aşını, evdeki dengeyi, huzuru elde tutmak için çırpınıp duruyor. Bir de çocuklar var tabii… Uzaktan eğitimin çoğu evin derdi olduğu bu günlerin baş kahramanları, yine ve yeniden kadınlar... İş yükü inanılmaz derecede artan kadınlar, anne, öğretmen, işçi, memur, birçok sıfatı aynı bünyede topluyor. Sayıca kadınların çoğunlukta olduğu hemşirelik gibi işlerde de durmaksızın mücadeleye devam ediyorlar. Diyeceğimiz şudur ki bu kriz günlerinde asıl ve en ağır faturayı ödeyen kadınlar oluyor.

Bu duruma yabancı değil tarihimiz. En büyük krizlerden geçerken, misal dünya savaşları sırasında yapılan propagandalar sayesinde kadının sosyal yaşam içindeki konumu hep kendi inisiyatifi dışında belirlendi. İçinde yaşanılan sistem başka türlüsüne izin veremezdi çünkü. Kadın emeğine fabrikalarda ihtiyaç duyulan savaş dönemlerinde, çalışan kadın olmak yüceltilip, “haydi fabrikaya” çağrıları yapılırken, sonraki dönemlerde iş gücü fazlalığının oluşmasıyla “kadının yeri evidir” denilerek annelik kutsandı. Sistem “çocuk” üzerinden kadını vurup, üretimden koparmaya ant içmiş gibi dünyanın birçok yerinde aynı nakaratı tekrar etti.

Biz –belki de- şanslı bir kuşak olarak, büyük savaşlara denk gelmedik evet ama payımıza yine kadını edilgenleştiren pandemi düştü. Sınıfsal olarak herkesin farklı derecelerde etkilendiği bu durumda, ortak paydada buluşanlar kadınlar oldu. Paydamızın sıfatları aşağı yukarı aynı zira ne temizlik için bir yardımcı, ne çocuk bakımı için bir bakıcı ne de bir nefeslik mola verip yürümek için jest yapacak bir dostla haşır neşir olabiliyoruz. Yine de yılmıyoruz. Sıradaki şarkımız Joan Baez’den geliyor; “we shall overcome!”



210 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İz