Nerede Olursa Olsun Okumak

Okumak zamanla öyle bir ihtiyaç haline gelir ki elinizin altında daima bir kitap olmasını istersiniz. Masanızın üstünde okunmayı bekleyen yeni bir kitap olmayınca huzursuzlanırsınız. Sizinle aynı mekânı paylaşan bir kitap veya kitaplar olmalıdır. Ne ki kitap sizinle aynı mekânı paylaşsa da içindekiler başka kişilere, olaylara ve zamanlara aittir. Sadece bu özelliği bile kitapları olağanüstü kılmaya yeterlidir. Metin ile göz arasında kurulan aracısız ilişki sayesinde başka zamanlara ve kişilere ulaşmak dünyaya bedeldir.


Yaşadığım ve yaşamadığım evlerde kitaplığım var. Çünkü gittiğim her yerde kitap olsun istiyorum. Kitaplıklar ve kütüphaneler benim düşünsel özgürlük alanlarımdır. Süs olarak konulduğunu anlasam bile oturacağım kafede, yemek yediğim bir lokantada kitaplığa benzer bir şey gördüğümde mutlu olurum. Kitaplar beni dünyanın keskin ve hoyrat hallerinden alıp, bilge hayatların dünyasına götürüyor. Sayfaların arasında gerçek yurduma kavuşuyorum. Marguerite Yourcenar’ın, İmparator Hadrianus’a söylettiği gibi: “İnsanın asıl doğum yeri, kendisine ilk kez akıllıca baktığı yerdir. Benim ilk anayurdum kitaplardır.”


Kitaplarla yakın bir mesai kurmak beni çoğu kez yalnız bırakmıştır. Lisede sınıfça Şehir Tiyatroları’nın Fatih sahnesindeki oyununa gittiğimizi anımsıyorum. Herkes arkadaşıyla gelmişti. Benim elimde ise kitap vardı. Arkadaşım Ozan Mısırlıoğlu yanıma geldi ve beklediğim soruyu sordu: “Yine mi yalnızsın?”


Selimpaşa Silivri’deki yazlığımızda, yaşıtlarım kumsalda güneşlenip top oynarken ben şemsiye altında dergi veya kitap okurdum. Bazen sandalla açılır, sahilden yeteri kadar uzaklaştığımda demir atar, denizin ortasında kitap okurdum.


Başka olmadık yerlerde de kitap okumuşluğum vardır. Asker ziyareti için gittiğim Antalya’da herkes heyecanla oğlunu, ağabeyini, eşini beklerken ben tahta sıraların üstünde kitap okuyordum. Askerlik yıllarımda da çok kitap okurdum. Sarıkamış’taki usta bölüğünde dolap teftişi sırasında kitaplarım nöbetçi subayın eline geçti. Beni çağırdılar. Bölük komutanı; “Bunları sen mi okuyorsun?” diye sordu. “Evet” deyince hepsini masanın üstüne yavaşça bıraktı ve “Tezkere zamanında benden alırsın,” dedi.


Otogarlarda otobüs beklerken, trende yolculuk yaparken, uçağın soğuk ve gürültülü koltuğunda kalkış yapmayı beklerken hep kitap okudum. Yolcuların ayakta durmakta bile zorlandığı belediye otobüsünde tek elimle tuttuğum kitabı hiç rahatsız olmadan okuduğumu anımsarım.


Çoğu kere gideceğim şehirlere uygun kitaplar seçtim. Efes antik kentini gezerken, Roma tarihini okuyordum. Beyrut’tayken Amin Maalouf’un romanlarından birini, Rusya’nın şimdi adını anımsamadığım bir kentinde, Turgenyev romanını okuduğumu hatırlıyorum. Balayı için gittiğim İtalya’da başta Eco olmak üzere hep İtalyan yazarlarını okumuştum. Mardin’e yaptığım sayısız seyahatlerden birinde Mardinli Murathan Mungan’ın anılarını, Kars ve çevresini gezerken Orhan Pamuk’un Kar romanını okuyup bitirmiştim.


Her gün işe gitmek zorunda olduğum çalışma yıllarımda en verimli okuma alanım servis araçlarıydı. Sabah işe giderken ve akşam işten eve dönerken sayısız kitap bitirmişliğim vardır. İstanbul’un ilerlemeyen trafiğini, okuduğum kitapta daha fazla ilerlemenin fırsatına çeviriyordum.


İletişim araçlarının çok daha az olduğu eski günlerde annem kendi annesine kitap okurmuş. Rahmetli anneannemin kitabın heyecanlı bölümlerine verdiği tepkilerden mutlu olduğunu ve böylece daha büyük bir istekle okumaya devam ettiğini anlatır. Birinin size kitap okuması kendi başınıza olduğunuzda duyulmayacak tepkiler için sırdaş bir dinleyici yaratır. Alberto Manguel’in okuma merakı, henüz 16 yaşındayken Borges’e kitap okuyarak başlamıştır. Okumayı yeni söktüğü yıllarda sokak tabelalarını heceleyerek okuduğunu anlatırken, bundan duyduğu sevinci tarif eder. Okumak yeni bir duyu edinmek gibidir.


Gazete ve dergi satan küçük dükkânları severdim. İplerin üzerine mandalla tutturulmuş çizgi romanları inceler, param yetiyorsa bazılarını alırdım. Her çocuk gibi ben de Teksas, Tommiks, Zagor, Judas ve Mr. No okudum. Onlarla denizaşırı hayaller kurdum ve sayısız maceralar yaşadım.


Kölelerin okuma yazma öğrenmesi yasaktı çünkü özgürlük gibi “zararlı fikirlere” kapılabilirlerdi. O yüzden dünyanın tüm diktatörleri okuyanları ve yazanları sevmez. Yasaklı kitaplardan bahsedilen ülkelerin tamamı geri kalmış ülkelerdir. Bilginin sınırsızca özgürlüğünü savunmalıyız. Çünkü hâlâ yazmadığımız raflar dolusu kitap, okuyamadığımız kütüphane dolusu yazar var. İnsanlığın kurduğu evrensel kütüphaneye yeni bir kütüphane eklemek için, elimizden geleni yapmaya devam etmeliyiz.


Ben kendi hesabıma okumaya ve yazmaya devam edeceğim. Her nerede olursa olsun.



45 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Düş

Düş