Mezarda Üç Adam

İnciri çekirdeğinden ayıranla,

Otoban yoluna dökülmüş meyvelerin üstünden geçen

Aynı adam;

Bizi telef edip, anne sütünde arattı incirin sütünü.

Yüzümüzdeki yastık izi, meyvelerin üstündeki lastik iziydi.


Madde sıvıdan toza,

dudaklarımda bir takım Mezopotamya kırıntıları.


Cebi delik pantolonlar diyarının prensi,

Uçurma sözlerimi, üfleyip kaldırma üstündeki tozu, dinle beni

Sevilmeyi sevdiğin kadar, sevgiyi almasını da bil.

Sakallarını kendine batacak yönde uzatmayı bırak.

Sular çekildiğinde medcezirde, sen de kanının çekildiğini hissetmeyi bil.

Bir yay gibi gök kubbeyle toprak arasında olduğunu hatırla.

Selâsına kulak kabartıp muhterem biri diye hayal ettiğini neden

ama neden kendin için de hayal edemiyorsun?


İnsan topraktan toprağa.

Dudaklarımda bir takım Mezopotamya kırıntıları.


Cebi delik pantolonlar diyarının prensi,

Kendi cenazende mi doğacak şefkatin?

Nietzsche’nin mezarında üç tane kendisinin tıpkı aynısı heykeli var

Bir tanesi toprağa gübre olduysa, bir tanesi soruyor “Olacağı hepi topu bu muydu?”

Bir diğer ise sorar toprağın altındaki merhuma,

“Başın göğe, bedenin toprağa değdi mi şimdi?”

Bir tanesi ise, susmanın kudretini bilir, sustukça susar,

Susması heykelliğinden değil, bilgeliğinden.


Maddeyken hâlâ sen,

Heykellerin alacaklı gibi mezarında dikilmeden,

Bir yay gibi uzat kendini yer ile yeksan arasına.

Suyun ittiği taş olmanın acısı ağırdır ve

ne kadar sevseler de seni,

Ceplerin delik.

Duy kendi selânı, iliştir bir kumaş parçası delik cebine.

171 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

U-MUTSUZ