İçeride Bir Yerlerde

Eski zamanlarda kralın biri huzursuzluğunun ve mutsuzluğunun sebebini arıyor, bir türlü bulamıyormuş. Vezirine emredip, bu sıkıntısını çözene ne dilerse vereceğinin duyurulmasını istemiş. Bir çok kişi deneyip çözememiş. Bir gün saray çalışanlarından biri, kendi köyündeki bilgeden bahsetmiş. Vezir tez çağırmasını emretmiş ancak adam bilgenin çağırmayla gelmeyeceğini, Kral’ın ona gitmesi gerektiğini söylemiş. Vezir durumu Kral’a anlatınca Kral hiddetle söylenmiş.


-Bu ne cüret! Tez alın gelin şu adamı.

-Baş üstüne Kral’ım.


Vezir bir grup askerle bizzat adamın evine gitmiş ve durumu anlatmış. Bilge adam, kellesinin vurulmasıyla tehdit edilse dahi, kralın ayağına gitmeyi bir an olsun tereddüt etmeden reddetmiş. Eğer yardıma ihtiyacı varsa Kral’ın kendisine gelmesi gerektiğini söylemiş. Elinde bu işi çözebilecek kimse kalmamış olan Vezir, çaresiz evi terk edip Kral’a her şeyi anlatmış. Kral bilge adamın cesaretinden etkilenmiş ve gitmeye karar vermiş.

Adamın evine girince Kral hiddetle konuşmaya başlamış.


-Beni buraya kadar getirtmenin sonuçlarını biliyorsun değil mi? Olur da benim sıkıntımı çözemezsen bedelini canınla ödeyeceksin.

-Neden canımla ödeyecek mişim? İnsan yardım istediği kişiyi ölümle tehdit edip ayağına mı çağırır?

-İyi ama ben Kral’ım.

-Benim için herkes eşittir. Herkese göstermem gereken saygıyı ve nezaketi gösteririm. Tıpkı beni ölümle tehdit etmiş olsanız bile, şu an misafirim olduğunuz için size de gösterdiğim gibi.

-Ölümden korkmuyorsun yani?

- Sizin bildiğiniz anlamdaki fiziksel ölümden elbette korkmuyorum. Çünkü ben özgürüm. Benim özgürlüğüm sizin elimden alamayacağınız cinsten.

-Neyse… Söyle bakalım, ben neden mutsuzum? Her şeyim var, gücüm var, elde edemeyeceğim hiçbir şey yok. Sağlığım da yerinde. Peki neden huzursuzum?

-Özgür olmayan insan nasıl huzurlu olabilir?

Kral kahkahaya boğulmuş.

-Sen soytarı mısın, bilge mi? Karşıma geçmiş özgür olmadığımı söylüyorsun. Sen özgürsün ama ben değilim öyle mi? Bu topraklarda kim benden daha özgür olabilir ki?

-Kral olduğunuz için özgür olduğunuzu mu sanıyorsunuz? Her şeyiniz var diye mutlu olmanız gerektiğini düşünüyorsunuz. Bir Kral nasıl olur, nasıl davranır, size öğretilmiş. Siz de öyle davranıyorsunuz. Kibirli, gaddar görünmeye çalışıyorsunuz. Oysa gözlerinizden okunuyor, siz göründüğünüz kişi değilsiniz. Canınız hiç mi istemiyor sarayın bahçesindeki çimenlerde yuvarlanmayı, çamura bulanmayı. Sonra hiç istemiyor musunuz etrafınızda gerçek dostlarınız arkadaşlarınız olsun, sırf sizden korktukları için ya da gücünüzden dolayı değil de, gerçekten yüzünüze gülen birileri olsun. Bu dünya, bu hayat aslolanı görmemizi engelleyen yanılsamalarla doludur. Beynimizin fısıldamalarından, etraftakilerin düşüncelerinin seslerinden kendi ruhumuzun sesini duyamaz hale geliriz. Maddeyi aşıp, manaya ulaştığınız zaman ancak özgür olabilirsiniz.


Sohbet böyle devam etmiş. Kral bilge adamı anlamaya başlamış. Ve sonradan düşündükçe kendi iç yolculuğuna çıkıp, oralarda bir yerlerde mutluluğuyla huzurunu da bulmuş.

* * *

Özgürlük yüzeyselleştirilmiş ve içi biraz boşaltılmış bir kelime olsa da aslında varoluş felsefesini, psikoloji ve sosyoloji bilimlerini de ilgilendiren çok derin bir kavramdır. Kelimenin kökeni “öz”dür. Aynı zamanda insanın da kökeni yani doğası olan “öz”. Bu, bireyin kendi özüne yolculuğu, onu keşfedip kavrayabilmesi ve kendini tamamlayabilmesi ile ilgilidir. İnsanlar özgürlüğü hep fiziksel bir kavram olarak algıladılar. Hapishanede olmayan, istediği zaman, istediği yere gidebilecek biri özgürdür bir çoğu için. Peki ya insanın ruhu bir hapishanede ise? Ya da kişi hiç keşfedemediği o özünü, içinde bir yerlerde saklayıp, gizlemişse. O zaman nasıl özgürlükten bahsedilebilir ki? Kendi özünü bulamamış biri ne kadar özgür olabilir ki? Fiziksel olandan çok daha derin bir algısal, zihinsel hatta ruhsal özgürlük kavramı vardır ki bu aynı zamanda varoluşla ilgili belki yüzlerce soru işaretinden biridir.


Günümüz dünyasında özgürlük mumla aranır hale gelmiştir. Bunun nedeni sadece fiziksel özgürlük kayıpları, kişisel ya da toplumsal hak ihlalleri de değildir. Bunun esas nedeni bireylerin algılarını, zihinlerini gündelik yaşama, kapitalizm ve sömürü sistemine rehin vermiş olmalarıdır. Öte yandan geçmişten gelen, yaşadıkça edinilen çeşitli ön yargılar, tabular, fikirler de kişinin iç dünyasına erişip kendini bulmasına engel olur. Dışarıda özgür bir dünya olup olmadığı tartışıladursun, aslında önemli olan içeride ne olduğudur. Özgürlük bireylerin iç dünyasında başlar. İnsan kendini keşfetmeli, özünü bulmalıdır. Yeteneklerinin farkına varmalı, istek ve ihtiyaçlarını keşfetmelidir. Bunu başardıktan sonra fiziksel özgürlüğü elde etmek, özgürce yaşamak, tam bir birey olmak, işten bile değildir.


108 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İz