"Hayvan Çiftliği", Hayvan Çiftliği Midir?

“Hayvan Çiftliği”, 1945 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın sona erdiği, Batı dünyası ile Sovyetler Birliği arasındaki temeli zaten çürük bağlaşmanın çatırdamaya yüz tuttuğu, Soğuk Savaş’ın kendini gösterdiği günlerde yayımlanmıştır. Bazı kesimler tarafından komünizme yöneltilmiş bir eleştiri olarak yorumlansa da Orwell’in asıl eleştirdiği reel sosyalizmdir, yani komünist rejimin iktidar sahipleri tarafından çarpıtılmasıdır. 1937’de İspanya iç savaşında, Stalinci olmayan solun, Sovyetler Birliği yanlısı ‘’yoldaşlar’’ın ihanete uğraması, Orwell’in Stalin’e karşı duyduğu nefretin odağını oluşturmuştur. Stalin dönemindeki sosyalizm, Marksist eleştirmenler tarafından da sosyalizmden uzak olarak yorumlanır. Zira Stalin döneminde dünya devrimi yerine tek ülke sosyalizmi benimsendiği için dönemin Rusyası’nda bir nevi devlet kapitalizmi yaşanmıştır.


Yani romandaki asıl eleştiri sosyalizme değildir; çünkü romanda da bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, aslında kendilerini ezen ve sömüren insanların yönetimini, yani eski rejimi devirip sosyalist, eşitlikçi bir toplum düzeni kurmayı başarmışlardır. Hayvanların bu devrimi, Sovyetler Birliği’ni kuran devrimi simgelemektedir. Ne var ki zamanla, kurnaz ve iktidar düşkünü domuzların, devrimi yolundan saptırarak insanların yönetiminden neredeyse daha baskıcı ve acımasız bir diktatörlük kurmuş olmaları, eserdeki mizahî ve metaforik hicvin merkezini oluşturmaktadır. Bu noktada Orwell’in hak ve iktidar kavramlarına gönderme yaptığını söylemek mümkündür.


George Orwell, Hayvan Çiftliği’nde, gerçek kişiliklerle koşutluklar açık seçik olmamakla birlikte, metaforik olarak Stalin dönemini anlatmış ve Stalin’ çağrıştıran Napoleon adlı domuzu yerden yere vurmuştur. Orwell daha sonra, kitabın sekizinci bölümündeki ‘’Napoleon da dahil bütün hayvanlar kendilerini karın üstü yere atıp, yüzlerini kapadılar.’’ cümlesini, ‘’Napoleon dışında bütün hayvanlar kendilerini karın üstü yere atıp, yüzlerini kapadılar.’’ şeklinde değiştirmiştir. Orwell, bu değişikliğin sebebini ise ‘’Alman saldırısı sırasında Moskova’dan ayrılmayan Stalin’e haksızlık etmemiş olmak için “ diyerek açıklamıştır. Onun bu ifadesinden anlaşılacağı gibi Orwell, her ne kadar roman boyunca ‘’domuz’’ alegorisi ile Stalin’i eleştirmiş de olsa, eleştirilerinde haksızlık etmekten imtina etmiştir. Stalin dönemindeki iktidar haksızlıklarını eleştiren bir eserin yaratıcısının bu hassasiyeti, kendi ideolojisiyle çelişmemesi bakımından dikkate değerdir.


Çiftlikte tüm hayvanlar baskıcı insan rejimine karşı eşitlik için ayaklanmışlardır; ancak yeni düzende, ‘’Bütün hayvanlar eşittir’’ diyen Koca Reis’in sözü bile değişikliğe uğratılmıştır: ‘’Bütün hayvanlar eşittir; ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.’’ Görüldüğü gibi iktidar sahiplerinin hakları gözetilmekte ve eşitlik hakkına bile daha çok onlar sahip olmaktadır. Eşitlik hususundaki bu eşitsizlik, yönetenler ile yönetilenler arasındaki farklılıkların en uç örneği olmakla beraber, vaktiyle eşitliği savunan iktidarın, başa geldiğindeki keyfî uygulamalarını sembolize etmesi açısından önemli bir ironidir. Yani bir baskı rejiminin yerini, başka bir baskı rejimi almıştır. Bunun sebebi de eserde, iktidara hayvanlara faydalı olmak için gelen, ancak iktidara geldikten sonra yasaları bile kendi çıkarları için değiştiren domuzlardır. Eşitlikçi bir düzen isteyen çiftlik hayvanları, eski efendileri olan insanlar döneminde sahip oldukları hakları bile, yeni efendileri olan domuzların iktidarı döneminde kaybetmiştir. Nitekim Stalin de kendi iktidarlığında Marksist sosyalizmden, yani kendi davasından uzaklaşmış, Avrupa’daki hiçbir sosyalist harekete destek vermeyerek faşist hareketin ve Hitler’in iktidarını kolaylaştırmıştır.


Çiftliğin ezilen hayvanları, Çiftlik Evi’nde düzenlenen şölene korka korka yaklaşırlar, içeriyi izlerler. Bay Pilkington, kadehini zafere kaldırır ve ‘’espri’’yi patlatır: ‘’Siz aşağı kesimlerden hayvanlarınızla uğraşmak zorundasınız, biz de bizim aşağı sınıfımızla uğraşmak zorundayız!’’ Yani eserde artık eski yönetimdeki insanlarla, yeni yönetimdeki domuzlar arasında fark kalmamıştır. İktidara eşitliği, özgürlüğü, tabakasız toplum düzenini ve toplumsal adaleti savunmak için gelen domuzlar bile kendi halklarını ‘’aşağı kesim’’ olarak nitelemekte ve onları, ‘’uğraşılacak bir şey ‘’ olarak görmektedir ki bu durum, Marks’ın sosyalist anlayışına tamamen zıt bir yaklaşımdır.


Görüldüğü gibi, iktidar sahiplerinin makam hırsı ve çıkarcı yaklaşımları, çiftlikte kurulması hedeflenmiş sosyalist düzenden uzaklaşılıp kapitalist düzene geçilmesine sebep olmuştur. Çiftlikteki araba beygiri Boxer, ‘’kendi kuvvetlerinden haberdar olamayan’’ halkın en çarpıcı örneğidir. ‘’Napoleon her zaman haklıdır.’’ demekten vazgeçmez. Nihayetinde hastalanır ve at kasabasını boylamaktan kurtulamaz. Kendisini ölüme taşıyan arabanın içinde attığı umarsız çifteler, ezilen halkların yitirdikleri hakların da sembolüdür. Özgürlüklerini savunamayan halklar, iktidarın hırslı ve entrikalı siyasetleri altında ezilerek yok olmaya mahkûmdur.


* George Orwell, Celâl Üster (çev.), Can Yayınları.



68 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör