Günceden Bir Gün

17.09.2021 / Schwarz-Weiss Café


Günlerdir buradayım. Buradan çalışıyorum. İçimdeki huzursuzluğun, cildime yansıyanın nedeni ne düşünmedim. Belki yapmam gerekenin, içinde bulunduğumun doğum heyecanı. İyi çalışıyorum. İlerliyorum. Farkındayım. Kendi özüme yaklaştıkça, yaptığım işler daha bir anlamlı oluyor. Beni tatmin ediyor. D.’nin kitabı beni heyecanlandırdı. Gerçek özgürlük. A. İle H.’nın mektuplaşmaları da. Artık okuduğum her kitabın yerini bulması beni mutlu ediyor. Sadece tek bir alana saplanıp kalmıyorum. Hayatın her alanına açılmış birer pencere gibiler. Benim davetsiz konuk olmam da onları rahatsız etmiyor. Bu insanlara teşekkür etmeli. Yazarak her türlü duygu, düşünce ve fikirleri bize bırakarak nasıl bir iyilik yaptıklarını biliyorlar mıydı? Belki mütevaziler. Belki geleceğe kalmaktı dertleri. Belki para kazanmak. Belki de o dokunuşu yapmak: Üzülme ben buradayım. Yalnız değilsin. İstersen seni aydınlığa çıkarırım. İstersen sana karanlığımı gösteririm. Öğrenirsin, anlamını yakalarsın yaşadıklarının. Kendine de haksızlık etmezsin…


Sabahın beşinde A. İle H.’nın yazışmalarını okuyunca iki üç mektubu iki saatte okuduğumu fark ettim. Yazdım, bana denilenleri. Bende uyandırdıklarını. Karşı cinsi tanımadığıma eminim. Bu beni korkutuyor mu? Onlardan uzağım. Aslında yaşadıklarımın sonucunda, ben, ben olunca, onların aptallığı diyorum. Çok da analiz etmek istemiyorum. Kendileri bilir. Gerçekten bir saniye bile hüzünle düşüncelere dalıp durmak istemiyorum. Bunu yaptım zamanında, hem de kaç kere. Karşı cins olarak dünyaya gelseydim nasıl olurdu bilmiyorum ama, ben onlara göre karşı cinsim. İliklerime kadar. Bu da bana keyif veriyor. N.’nin bana katkısı çok oldu. Her dönemde bir kahramanım vardı. Ama kahramanım dediğim, o gözlerle baktığım yoktu hayatımda. Vardı. O atlardan kendileri indiler. Gülümsüyorum. Benim atımsa koşuyor. Beklemiyorum. Biliyorum o yok. Kalıplaşmış o kadar çok erkek ve kadın var ki; başka bir toplumda yetişmiş, Alman mesela. Bana şahsiyeti varmış gibi gelse de sonunda onun da fabrika ayarları var. Mutlaka çatışma olacaktır. Düşünen, düşünce yapısını oluşturan, değerler, idealler. Kafasının içindeki dünya ne? Sen kimsin? Maskelerden arınmış, o insan. İncinmeye yakın, öz… Bana maskelerinden konuşanları artık öyle iyi tanıyorum ki; kelimelerinden, mimiklerinden, sözlerinden, ses tonlarından… İçten birini gözlerindeki parlaklıktan anlamak. Hele günümüzde o sıcak temas azalınca, dijital bilgelik geliştiriyor insan. En zoru. Yine de geliştiriyor. Bazen duyguları abartmak da bir maske. Çok seviyorum diyor A., özledim diyor… Çocuğunu ne kadar seviyordur? Çok çok çok… Özleyen bir şey yapmıyorsa, bu özlem mi? Duygularını ifade etmeyenlerle çevrilince hayatın, bu duygu seline kaptırıyor insan kendini. Bu da başka bir farkındalık gerektiriyor. Nerede bu samimi insan? Neredesin? Geldiğinde geç olmasa! Geldiğinde ben de gidiyor olmasam…




84 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Son Hece