DÜMEN OSMAN DİYE BİRİ

Dümen Osman kimseye benzemezdi. Mahallenin girişinde, direksiyonunu hiç bırakmadan durur, her geçene “Güle güle!” der, adres sorarlarsa “At bi beşlik!” diye devam ederdi.

Mahalleye giren çıkan araçları sesinden, sahibinin kim olduğuna varana dek tanırdı. Bir gece yabancı bir araç gelip karanlık sokağa park edince, bunların hırsız olduğuna inanmış, yalnızca inanmakla kalmayıp ciddiyetle ihbar da etmişti. Gelgelelim komiser, ona inanmak için geç kalmış, nöbet sonrası evine döndüğünde soyulan evin kendi evi olduğunu görmüştü.


O gün bu gündür Osman’ın sözü dinlenirdi. Hatta mahallede şüpheli işler varsa ona sorulurdu ama Osman gıcıklığından bütün bildiklerini tersinden anlatırdı. Hep birlikte karakola gidilir, komiserin daktilosunda söylenenler tersten yazılır, sonra düzden okunur, olayı çözmek için uğraşılırdı.


Dikkat çekmek istediğinde “böl topla çarp çıkart” yapardı. Hem de çok haneli rakamlarla… Yaptığı işlemler hesap makinesi ister, elle işlem yapmak isteyenler içinse epey vakit alırdı.


Osman, sırtına kendi elleriyle yaptığı gladyatörleri andıran bir kostüm giyer, bayramlarda da mutlaka bayrağını takardı. Altında açık fermuarlı yırtık pantolonu, çoğu zaman kadınların kâbusu, erkeklerin eğlencesi olurdu. Ama o mahallemizin özgürce konuşan tek insanıyda.

Çoğu zaman meteoroloji bilgilerine de değinir, romatizmalı arzuhalci Ahmet’e “Nügub rumğay rav!” (Bugün yağmur var!) derdi.

Yaşlı yalının yaşlı bekçisi Dümen Osman, hepimizden büyük, bazılarımızın babalarından bile daha büyüktü. Ona çoğu zavallı gözüyle bakardı. Gözlüğü burnunun ucunda, göbeğinden ayaklarını göremeyen Bâki Bakkal bunlardan biriydi. Ev ile dükkânının arası iki dakika kadardı. O yine de mobiletiyle gelir giderdi.

Bir gün bakkalı açmaya geldiğinde, karşısında incecik parmaklarıyla siyah direksiyonuna sımsıkı sarılmış Osman’ı görünce şaşırmıştı. Çünkü Osman yıllardır köşesinden hiç ayrılmamış, adanın yaşlı yalısını bir eski elektrik direği, bir de o hiç bırakmamıştı. Elinde on Türk lirası vardı ve direksiyondan geçen parmak uçlarındaki parayı göstererek sormuştu: “Bu parayı ikiye yırtsam param çok olur di mi?” Bâki, sakin ve iknâ edici sözlerle neyin ne olmadığını uzun uzun anlatmış, o arada kepenkleri kaldırmış, sebzeleri kasalara tek tek dizmiş, karşı evin penceresinden onları seyreden Ayşe Hanım’ın selamını da eksik etmemişti. Ayşe Hanım göğüs çatalını destekleyerek memelerini şöyle bir hoplatmış, bir gözü gelen geçende Bâki’nin anlattıklarını dinlerken, yırtık paranın işe yaramayacağı fikrine kesinlikle katılmıştı.


Onlar böyle tatlı tatlı konuşurken nöbetini bitiren mahalle bekçisi, uyurgezer adımlarla evine dönmeye çalışıyordu. Fakat az kalsın Ayşe Hanım’ın evine girecekti. Allah’tan kendini son anda toparladı. Gerçi nadiren de olsa, bunu yapmışlığı vardı.

O ana kadar sesi çıkmayan Dümen Osman bir anda gür bir sesle “Amma akıllıymışsın Bâki Amca, hiç Atatürk’ümün resmi yırtılır mı?” diyerek konuya son noktayı koymuştu.


Özgürdü Osman. Mahallenin delisiydi. İstediği gibi konuşur, söyler, isterdi. En güzel kıza aşkını ilan edebileceğinden, Kaymakamın kızını Cumhuriyet Bayramı’nda babasından istemişti. Sonuçtu her şeyin doğrusunu bilir, söyler, ama dokuz köyden kovulmazdı.




35 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Derdo