Bekleme Odası

Havaalanının bekleme salonunda valizlerine yaslanıp uyuyan adamlar, ağlayan çocuklarını sakinleştirmek için aşağı yukarı yürüyen anneler, kuvvetini arttıran kar ve buz fırtınasından birbirini sorumlu bilip kavgaya tutuşan yaşlı çiftler dışında genel çoğunluk bıkkın şekilde bekliyor. Üst üste rötarlar açıklanınca havayolu şirketi sandviç ve su dağıtmış. Alan salatalık, uyku ve beklemiş insan kokuyor. Yolunu şaşırmış bir eşek arısı baygın dolaşıyor. O da bekleyenlerden biri.


Belkıs ile Murat kendilerine sessiz bir köşe bulmuş tablete indirdikleri filmi izliyorlar. Film, İngiliz bir çiftin ikinci dünya savaşında ayrı düşmesi, sonra kavuşmaları, aslında kavuştuklarını sanıp o arada ölmüş olduklarını idrak etmeleri üzerine. Filmin sonunda Belkıs şaşkınlığını ortaya koyan bir ses çıkarıyor. Yakındaki gözlerin bir kısmı Belkıs’a dönüyor merakla, ağlayan çocuk birkaç saniyeliğine susuyor, sonra kendi bekleme işlerine geri dönüyorlar. Murat’ın sürprizli son karşısındaki bakışlarından, filmi daha önce izlediğini anlıyor Belkıs.


-e, niye söylemedin izlediğini, başka bir film seçerdik.


-çok hevesliydin, ben de yıllar önce izlemiştim, sıkılmadım, güzel filmdi, diyor Murat.


Sevgiyle sarılıp Belkıs’ın kuzguni siyah saçlarından öpüyor.


-hadi gel kahve alalım biraz yürürüz.


-sen git, diyor Belkıs, bana bir rehavet çöktü, valizleri de bırakmayayım kahve değil de soğuk bir su alır mısın buz gibi.


-tamam buzzz gibi, diye gülümsüyor Murat.


Belkıs, Murat’ın ardından gidişini izliyor, elleri cebinde yere tam basmadan yürüyüşündeki çocuksu hava bir anlığına içini ısıtıyor. Eğer o uçak kalkarsa Murat’la ilk tatilleri olacak, çok uğraşmış çok beklemişler bu seyahati, bir önceki yolculukları havaalanında canlı bomba saldırısı ihbarı ile ondan önceki planları da gidecekleri bölgede yaşanan sel felaketi sebebiyle iptal olmuş. Bu kez de buz fırtınası ve olağandışı bir soğuk hava engelliyor onları. Üç seyahat için de heyecanla hazırlanıp yola bir türlü çıkamayan yeni valizine bakıyor Belkıs. O da beklemekten yorulmuş, daha hiç yolculuk yapmadan birkaç çizik var parlak siyah yüzeyinde. Valizi kendine doğru yaklaştırıyor.


Bir gece önce hazırlamış valizini Belkıs, annesi ona yardım etmiş ninesi de nereye kiminle gittiğini defalarca tekrar ettirmiş.


-gideceğiniz yer burdan da soğuk üşütme kızım, bu çorapları giy mutlaka.


-annecim sağ ol ben de onları arıyordum, mor kazağımı gördün mü?


-Belkıs nereye gidiyorsun, diye şaşkınlıkla valize bakıyor ninesi. Gel ninecim otur yatağa şöyle.


Belkıs’ın yatağının üzerinde valiz ve karmakarışık eşyalar arasına ilişiyor artık ufacık kalmış olan ninesi.


-anlattım ya Murat’la Prag’a tatile gidiyoruz.


-Murat da kim? praga neresi? ninecim bak bu Murat hatırladın mı, erkek arkadaşım?


Cep telefonundan Murat’ın fotoğrafını gösterdi. Ninesi ilk kez görüyormuş gibi bakıyor.


-pek güzel bir delikanlıymış, gidenin adı neydi? bunun kadar güzel değildi de sana çok sevdalıydı unutmam ben, bunun ismi ne?


-Murat, ninecim, diyor Belkıs.


Boğazı düğüm düğüm oluyor Belkıs’ın, başka bir ülkede bıraktığı Süleyman’ı düşünüyor, artık dönemeyecek olduğunu, ona gelemeyecek olanı, istese de. Sabırla ninesine Murat’ı anlatıyor az sonra hepsini unutacağını bilerek.

-sevdalı mısın Murat’a? o sana sevdalı mı? diyor ninesi.


Sevdalı mı? Öyle mi? Ya ben? Öyle miyim? ninesinin sözlerini düşünürken yanında oturan kadının sesiyle kendine geliyor Belkıs.


-tuvalete kadar gideceğim yerime oturmasınlar kızım sen bakar mısın eşyalarıma?


-gidin tabii ben buradayım, diyor Belkıs.


Bekleme salonundakilerin kaderleri de kederleri de çoktan birbirine karışmış.


Alanda bir hareketlenme oluyor, görevliler hava muhalefetinin daha da artacağını, isteyenlere biletlerinin iade edilebileceğini ya da başka bir tarihe alabileceklerini anlatıyor, isteyenler ise bekleyebilir ancak bir saat vermeleri söz konusu değil, uçuş kuralları gereği… mücbir sebep... duymak istemiyor Belkıs.


Murat’tan da ses yok. Havaalanından kalkabilecek hiçbir uçak Süleyman’ı bıraktığı ülkeye gitmiyor. İstese de gidemez.


Valizin daha yola çıkmadan yıpranmış yerlerine dokunuyor, eliyle hafifçe siliyor çatlaklarını, seviyor. İncecik bir sızı ellerini yakıyor. Ninesi geliyor aklına.


-rüyamda ninemi gördüm, demişti ninesi. ninem Çerkez’di sana söylemiş miydim, bil bunu.


-ninen Acem değil miydi? diyor Belkıs.


-yooo, hayır, o ninemin ninesi sen de karıştırıyorsun.


Annesi Belkıs’a gülümseyerek fısıldıyor


-ninesi aslında bir Kızılderili büyücüsüymüş, Belkıs’la annesi gülüyor.


-niye gülüyorsunuz bakiyim, diyor nine. rüyamı anlatayım mı anlatmayayım mı?


-anlat ninecim ne gördün.


-ninem öldüğünde bile gençti güzeldi, sen ona çok benziyorsun Belkıs, ayakların onun gibi küçük, ailemizde nineme benzeyen tek kadın sen oldun. iç çekiyor. ah ninecim ah, doksan yaşında öldü ama hiç yaşlanmadan göçtü, saçları simsiyahtı gece gibi, üstünde de sanki yıldızlar…


-çok mu beyazı vardı, diyor Belkıs.


-yoook, beyaz değil güzel kızım, gecenin içindeki yıldızlar gibi parlak ışıltılar… bir bardak su getir kızım, o da dinlesin rüyayı.


Belkıs ninesinin bardağında getiriyor suyunu.


-rüyamda ninem dedemi bekliyor koyunları otlatsın dönsün diye, çok sevmişler birbirlerini çok... fotoğraftaki çocuk da sana sevdalı mı?


-ninen mi sana sordu rüyanda, diyor Belkıs gülümseyerek.


-hayır güzel kızım ben sana soruyorum.


Gülüşüyorlar


-ninecim rüyanı anlatsana.


Annesi bir pasaport çantası getiriyor.


-ister misin Belkıs?


-yok annecim, ben aldım sağ ol.


-ninem rüyamda dedemi bekliyor ama dedem gelmiyor, koyunları otlatıyormuş dedem, sonra bir uykuya dalmış ama ne olsa beğenirsin, yanlışlıkla başkasının uykusuna dalmış başkasının rüyasını görüyor, sevdalı olduğu ninemi unutuyormuş, koyunlarını, başka bir rüyasında haberini aldığı hazinesini unutuyormuş, o hazine sayesinde ninemin babasının evlenmelerine rıza gösterdiğini hiç hatırlamıyormuş, ninem ağlıyor yıldızlarla yıkanmış güzel saçlarını yoluyor dişlerini kırıyor söküyor, bekliyor yine de çok bekliyormuş, dedem uyanamıyormuş. sonra ninem karanlık derede yıkanıyormuş, ağlamıyormuş sonra, sakinleşiyomuş.


-ninecim sen ne yapıyorsun o sırada, ninen seni görüyor mu, diyor Belkıs rüyadan etkilenerek.


-sen ninem oluyorsun Belkıs, bekliyorsun, çok bekliyorsun.


-kimi bekliyorum ninecim....


-gideni bekliyorsun, ama o dönüşü olmayan yere gitmiş, o ülkeye gidiş de yokmuş, dönüş de.


Elindeki suya bir şeyler mırıldanıyor ninesi, anlaşılmıyor sözleri. Ninesinin fısıltısı, dua gibi mırıltıları. Belkıs’ın kulağının içinde yankılanıyor.


-bekleme artık uyan kızım, güzel Belkıs’ım bekleme artık....


Murat’ın koluna dokunmasıyla gözlerinde yaşlarla uyanıyor Belkıs sıçrayarak.


-al sana buzz gibi su. ne oldu terledin mi, ağladın mı sen? iyi misin hasta mı oldun burda beklerken?


Uyandığında biliyor Belkıs, Murat’la bir tatile gitmeyecek. Bir geleceğe gitmeyecek. Yüreği ferahlıyor bilince.


-uyumuşum, diyor Belkıs, yordu burası, gidelim mi? bitmeyecek bu fırtına.


Belkıs’ın gözlerini siliyor Murat, eline bulaşan yaşlar kızartıyor derisini, aldırmıyor. Murat da biliyor Belkıs’ın beklediğini, o tatile ya da başka bir tatile gidemeyeceklerini. Yine de sevmesine engel değil. Belkıs için savaşmaya hazır. Kızaran elini cebine sokuyor.


Fırtınanın dineceği yok, daha da buzlanıp yağıyor kar, valizlerini alıp evlerine dönüyorlar.


113 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tren Garında