Bandaj

Bir ayağında terlik, bir ayağında kanlı bandajı, sınırları çizen telleri yeniliyordu. Babası

evlerinde beliren örümceğe gazeteyi geçirirken, O bir bardağa hapsedip doğaya salardı. Hangi ara tellere bekçilik yapmaya başlamıştı, haberi bile olmadı. Bu nasıl bir yoksulluktu ki ateşler içinde yanarken, ilacı coca-colayla içiyordu.

-Huhu komşu komşu oğlun geldi mi?

-Geldi geldi.

-Ne getirdi?

-Boşluk doluluk.

Gerçek iyidir. Acıtır çünkü. Acı yaşam belirtisidir. Düşman babalar savaş alanlarından, masal diyarıymış gibi bahsederken çocuklarına, hakikatle hakikat olmayan birbirine karışırdı.

Düşman babalar değildi sadece bir olan. Düşman babaların çocukları da aynıydı. Başlangıç bitişin başladığı yerdi. Noktadan sonra büyük harf kullanılırdı. Babalar sorunlarını, omuzlarına, boyunlarına, sırtlarına hapsederlerdi. Kimi zaman anneler ellerinde yastık, yorganla kanepeyi işaret ettiklerinde, ağırlık hazmedilme zolurdu. Uzun bir kabızlığın kendilerini beklediğini anlarlardı. Anneler yön değiştirir, kızlarının elektra kompleksine kapıldığını anlatırlardı.

Babalar saf, inanırlardı. Puzzle’ın kilit parçasını tutarlarken ellerinde, yürürlerdi yollarında

habersizce.

-Hadi oğlum yürürsün, bandajına bakma, örümceğe de takma kafanı. Telleri ben hallederim.

Sen yeter ki unutma yürümeyi.

Babalar ne zaman güç vermeye çalışsa, derinden bir ses yapamayacağını haykırırdı.

Yürüyemeyeceğini. Üreyemeyeceğini, Gülemeyeceğini. Ve daha nicelerini… Bir kulağından

girerdi çocukların babalarının destek veren cümleleri, öbür kulaklarından çıkardı hayal

kırıklığına uğratmanın kaygısı. Vicdan nereden gelir yerleşirdi yüreklere. Kimse bilemezdi. Yaşlı bilge ağaç dışında. Babalar da oturur ağlardı gölgesinde, çocuklar da.

-Hey ağlama hadi. Kikiki kokoko gulugulugulu vakvakvak. Gül bakayım. Hadi gül.

Gülmeyeceksen terk et. Ya sev ya terk et.

Tam gülmeye karar verdiklerinde, tercih yapmak zorunda olmanın ağırlığını kaldıramaz

ağlamaya devam ederlerdi. Gerçek güzeldir. Nefesini keser insanın, zenginden alır fakire verir.

Bazen de zenginden zengine fakirden fakire ne verebilir?

-Hadi oğlum, artık bandajını çıkarabiliriz. Ona ihtiyacın yok. İyileşmiş yaran. Kalk ayağa.

Kalk da yürü. Yürü de göster pipini amcalara.

Sevse mi terk mi etse? Terk ederken bıraksa mı geride ekmek kırıntılarını? Binse mi karganın üzerine? Uçsa mı derinlere doğru? Elinde asası saldırsa mı oraya buraya?Bilemedi…Babalar ne kadar biliyorlardı ki? Babalar kar yağdığında tek tek çocuklarını arayıp “Orada kar başladı mı?” diye sorarlardı. Aynı şehirde yaşadıklarını bildikleri halde.

-Alışmış gibisin oğlum bandajına. Bak telleri kaldırdılar. Her tarafı örümcekler de bastı

istediğin gibi. Gazetem tertemiz. Kalk ayağa be oğlum. Kalk da son kez göreyim yürüdüğünü.

Alışmıştı evet. Tüm ayıplarını örtüyordu bandaj. Dünyanın ağırlığını, bütün doğum sancılarını, gönlünün acılarını dindiriyordu. Göç eden kuşlara bırakmasını sağlıyordu bir parçasını. Yeni duygular keşfetme arzusunu sıcak tutuyordu bandaj. Bir taraflarını gizleyerek babalarından bandaj sayesinde çocuklar, sıyrılıp gidiyorlardı gitmek istedikleri yerlere.

-Gidiyorum ben oğlum. Alıştım bende bandajına senin gibi. Bandajına iyi bak. Bandajın seni

sen yapan. Yaşlı bilge ağacı da unutma. Ne zaman bandajını çıkarmak istersen O’nun

gölgesine sığın. O sana gösterir bandajına götüren doğru yolu.

Hoşça kal baba. Çocuklar babalarına hoşça kal dediklerinde “hoşça” kalamazlar. Bir bandaj

da yüreklerine sararlar.

95 görüntüleme3 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

FERHAN AĞBİ