Aliye

Haspam… Aman ha, kötü anlamda demiyorum! Kötü kelime kullanmadım ben ömrümde. Haspa; Arapçada çakıl taşıdır. Ama anam “Büyümüş de küçülmüş, sanki büyüklerin yaşadıklarını yaşamış gibi davranan kişiler anlamında da kullanılır," derdi.


Anam şehirliler geldiğinde onlardan kitap isterdi. O zaman kitap da az olurdu. Çok okurdu anam. Okuduğu kitabı bir daha okurdu. Ben onun kadar okumayı sevmedim. Ben başka şeyler severdim. Dikmeyi mesela. Dinlemeyi severdim. Anlatmayı sevmezdim. Aliye ise hep anlatırdı. O her şeyi bilirdi. İşte tam da haspamdı Aliye.


Yıl 1956, yaşım on iki. Aliye de benle yaşıt. Görseniz bir büyümüş de küçülmüş tavırlar, beni küçük görmeler… Minibüse binip, şehre inmeler… Şehirli diye yazma da bağlamazdı. Benim ak mı ak yazmamı da dalga konusu ederdi. Yazmam gevşeyince sıkmamı taklit ederdi. Bunu çok hızlı yapardı. Hatta bazen bu hareketini bir tek ben görüyorum diye “Hayalliyorum herhalde,” derdim.


Ben köylü kızı Fatmalı, anamın dizinin dibinde otururdum. İş verirse yapardım. Ama ağa kızı Aliye, sanırsın dünyayı yaratmış, parmağının ucunda döndürüyor. Anası bile söz geçiremezdi.


Evlerinde hiçbir şey eksik olmazdı. Dolaplar erzakla, yataklar pamuklu yastıklarla dolu olurdu. İki odaları vardı. Sabah olunca yataklarını toplamaları da gerekmezdi. Avlularında küçük bir havuzları da vardı. Hiç unutmam o biber sıcaklarında bir kez girip çıkmak için neler vermezdim. Ama Aliye, bir kez bile girmezdi. Haspam buldu bunuyor, diye geçirirdim içimden hep.


Aliye'nin nenesi bizi çağırdı bir gün. Kahve az bulunurdu o zaman, bilmem neden? “Kahve yapıyom gelin,” diye seslendi o gün anama. Şalfıtlandığım gün. Biberle yanıp kavrulduğum gün. Giderken anama “Ana sakın doktorun söylediklerini onlara anlatma. Bilmesin Aliye benim hasta olduğumu, acır bana,” dedim, hiç unutmam. Doktor birkaç gün önce, “Bu kız hasta,” dediğinden beri hem anam hem babam benim üzerime daha da titrer olmuştu. Yaşıtlarım bütün gün sokakta sek sek oynarken ben hemen yorulurdum. Aliye bütün evi çekip çevirirken ben onu izlerken bile halsiz kalırdım.


Kahveye çağırılınca anam elindeki işi bıraktı, Aliyelere geçtik. Aliye evde yoktu, şehre inmiş. Aliye'nin kardeşleri havuzdaydı. “Fatmalı abla gelsene,” dediler bana ama anam izin vermedi. Hastalığımı düşünmüştü galiba. Benim içim eriyordu. O sıcakta oturmak da can sıkıyordu. Az vakit geçmişti ki Aliye eli kolu dolu geldi.


Beni görünce aynı tavrı takındı yine, dağları ben yarattım sana da bu dağda bir yuva verdim… Anasının kulağına eğildi. “Piknik” diyiverdi. İçimden havuza giremedim, dereye insek ayaklarımı serinletirim diye geçirdim. “Ana biz de gidek,” dedim. Anam hastalığımı düşündü. Kulağıma fısıltıyla, “Oraya kadar nasıl yürürüz kızım, düşer bayılırsan ne ederim ben?” dedi.


Aliye'nin nenesi, “Haydi kızlar pikniğe gidiyoz,” deyince anam itiraz edemedi. Yüklendiler eşyaları, anam elime aldığım sofra bezini bile bana taşıtmadı. “Taşıma bir şey,” dedi.


Avluyu çıkarken, Aliye; “Fatmalı al şu karpuzu da gidelim,” demez mi?


“Alamam,” dedim. Üsteledi.


“Almıyom,” dedim.


Birden çok sinirlendi. Yatırdı beni yere omuzlarıma ayaklarını koydu. Haspam bir de güçlü… Biber sıcağı ipe dizilen biberlerden çekti kopardı 1-2 tane. Sürdü baş biberleri ağzıma… “Yandım anam!” dedikçe sürdü. Anam koştu, nenesi koştu. Resmen söktüler Aliye'yi üzerimden. Ağa kızına, ağa hanımına ne dersin? Diyemedik bir şey. Anam sadece, “Haydi eve!” diyebildi. “Yok ana dereye inek,” dedim. Ağzımı biberletip bir de eve gidip kös kös oturamazdım.


Yandıkça çarptım dere suyunu yüzüme. Baktım pişman olmuş Aliye kestiği karpuzdan da getirdi önüme…


O günden sonra ben çok hastalandım. 3 ay kadar hastanede kaldım. Sonraki yaz ve ondan sonraki 5-6 yaz daha gelmedi Aliyeler… Duydum ki sonunda erkek kardeşi olmuş, oh olsun dedim içimden. İnşallah oğlan büyür de senin yaptığın işleri yapar, sen de ben gibi oturursun evde…


Aliye'nin anası bizim köye her gelenle okudukları kitapları yolladı. Bazılarının kapağında Aliye yazardı. O kitapları okurdum. Başka isim yazarsa okumazdım. 1963 son yazımız oldu o köyde. Bir daha biber sıcağı da yaşamadık. Babam hem hastalığıma çare bulmak hem de iş çok diye Almanya'ya getirdi bizi.


O gün bugündür Almanya'dayım. Terzi oldum. Anlatmayı hâlâ sevmem ama iyi dinlerim. Anam gibi benim de tek bir kızım oldu. Her gün saçlarını ördüm. Ama nazlandırmadım. Büyüdükçe Fatmalı olmak değil, Aliye olmak daha doğruymuş onu öğrendim.


Kuşkusuz hayatta çok şey unutulur, kaçınız on iki yaşındaki bir olayı bu kadar net hatırlayabilirsiniz? Aliye hâlâ gözümün önünde… Karpuz, beter bir sıcak, avlu da havuz ve biber… Hani bazı ailelerde şifre gibi cümleler vardır. Aslında aldığınız cevap söylediğiniz şeyden çok alakasızdır. Mesela hikâyeyi bilenler bana kızdıklarında, “Vallahi ağzına acı biber sürerim,” diyorlar. Ben de “Karpuzu sen kesersin,” diyorum.


20 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Evlen Cem