Alışmak Sevmekten Daha Zor Mu Geliyor?

Alışkanlık denilen şey, zehirli bir şeydir. Misal sigara içmezse burnundan soluyan, tatlı yemeden mutlu olamayacağını iddia eden insanlar vardır etrafımızda. Halbuki sabahları bir dal çınar yaprağı çiğnemeden kendine gelemeyen bir yaprak biti yahut kendisine atılan simide Nutella sürülmediği gerekçesiyle asabileşen bir martı yoktur doğada. Çünkü bazı şeyler fazlasıyla insana özgü.


Karasal iklime alışan birini, Rusya'ya “çatla da patla” yaparak sıcak denizlere indirsen de o kişi İsmail Türüt gibi terlemekten ve hava durumuna muhalefet etmekten denizin, kumun, güneşin tadını çıkaramayabilir. Yahut sıcak iklim insanını Alp Dağları'na çıkarsan o kişi dansöz Asena gibi titremekten manzaranın keyfine varamayabilir.


Sen bir ortama girdiğinde kendini "Kimyager Aslı, Terzi Rıfkı" diye tanıtmazsın, zaten adın Rıfkı’ysa böyle şovlara ne gerek var, ama adam pazarcıya “Ben Doktor Kemal, bana oradan 4 kilo domates!” diyerek en güzel domateslere erişme ihtimalini garantilemek isteyebilir. Çünkü meslekten, makamdan ötürü görülen saygı da bir alışkanlıktır. Ve bunlar öyle diş fırçalama alışkanlığı gibi sempatik şeyler değildir.


Dikkatle baktığımızda toplumumuzda kocası ölmüş kadınlar görürüz zira bu toplumda öncelikle kadınların kocaları ölmektedir. Söz gelimi elli yaşında kocası ölen bir kadının dünyası başına yıkılırken, 50 yıldır yalnız yaşayan bir kadın gayet de yaşayabilmektedir. Çünkü alışkanlık denilen şey, ölenle öldürür insanı. Şiddet uygulayan ve şiddete boyun eğen insanınki genlerle aktarılan tam dayaklık alışkanlıklardır mesela.


Sürekli arabesk dinleyen acıların çocuğuna Papi Chulo dinletmek beyhudedir, neşeleneceğini anladığı an sarılır yine arabeske, yaşar birkaç bin yıl acılara tutunarak.

Bir virüs yüzünden sevdiklerine sarılamama ihtimalinden korktuğundan sevdiklerine sarılmamaya alıştırır kendini insan. Bu ne yaman çelişkidir böyle.


Selami Şahin kusura bakmasın, alışmak sevmekten daha zor filan gelmez ve insan kendini zehirleyen şeylere alışır en çok.


Bakınız; tüm bunlar karıncayı sınırlayan tebeşir çizgisi gibidir. Çizginin öteki tarafında yaşama ihtimalini gören için insan da pekâlâ kendi çapında uçabilen bir canlı olabilir belki de.





17 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Son Hece