İz

İçinde bulunduğumuz her an çok kıymetli ama bunu idrak etmemiz o an ancak geçmişte kaldığında gerçekleşiyor. Küçücük, biricik, bize ait olan o anın bile gelecekteki varlığının heyecanından çok, geçmişteki varlığının bıraktığı iz daha derine işleniyor beynimizde. “Geriye dönüp bakmak” lafı, bu açıdan yanlış gibi çünkü biz ileriye hep tersten yürüyoruz, yüzümüz daima geriye bakıyor ve başkalarının geride bıraktığı ayak izlerinden yolumuzu belirliyoruz çoğunlukla. Bazen ayaklarımız birbirine dolanıyor düşüyoruz belki o an kazayla da olsa ileriyi biraz görüp ona göre devam ediyoruz kendimizce. İşte burada anlamalıyız, bırakılan izlerden çok bırakacağımız izlerin nereye olacağı düşünün, bize yardımcı olması gerektiğini. Fakat bizler genel olarak garantici varlıklarız ve bilineni seçmek her zaman daha caziptir.


Coşkulu ve enerjili insanların köklerini geçmişten geleceğe yönelttiğine şahit oluyorum ve kesinlikle ilham verici. Sanatın ve felsefenin ilerleyişi de bana bunu anımsatıyor. Onlar da çok coşkulu ve enerji dolu. Biz şimdide geriye giderken, onlar geçmişte hep ileriye doğru koşmuşlar. İşte, yolda karşılaştıkça da aynı yerdeymişiz, aynı hislerle yaşayıp ölüyormuşuz gibi algılıyoruz. Bir bakıma doğru aslında. Bu, sınırları olan, fakat kendi içinde sonsuzluğa uzanan bedenlere sıkışmış ruhlarımızın sınırları aşma çabasıdır diyebiliriz.


Zamanda geriye gitmeyi istemek şu an olduğumuz kendimizden bir vazgeçiş değil, tam tersine, bu sonsuzlukta nereye ait olduğunu ve ruhunu besleyecek duygularını bulmak istemektir. İnancının yönünü gelecekten geçmişe tayin etmek ve yaşanmışlıklardan kendi payımıza düşeni almak, ders çıkarmak daha kolaydır. Çünkü bu da acıdan kaçıştır ve insan sancılı süreçler geçirmektense dingin ve huzurlu zamanlar geçirmeyi yeğler. Hep insan, insan diye genelliyorum ama tabii geleceğin enerjisinin yanında acıyı da göğüsleyen ve kendine ait hayat dramlarıyla yaşamayı seçen insanlar da vardır. Bahsettiğim bu değişik yönelimler de insan olduğumuzun kanıtıdır. Farklılıklar ve tercihler olmasaydı herkes tek bir izden ilerleseydi milyarlarca hayat doğmadan ölecekti. Yok olanı yok etmek mi? Fazlasıyla tuhaf geliyor kulağa ama şu an bu tuhaflıkla savaşıyor bir tarafımız. İçinde bulunduğumuz bu vakit, yaşama dair çoğu sebepten yoksun. Tekdüzelik çevrelemiş etrafımızı. Bu tekdüzeliğin yanı sıra en önde giden koyunun algıları da sis gibi çökmüş üzerimize. Güneş açmalı artık, görünmezliğin altından harika güzelliklerin çıkacağı inancıyla yaşamalıyız. Görünmeyeni görmeli, görünenden ise şüphe duymalıyız bazı anlarda. Algısız bir bakış açısıyla görmek istiyorum ben dünyayı ve kendimi. Bu yalınlığın ve makyajsız güzelliğin, çirkinliğin hepsini kendim görmek istiyorum. Görünmeyeni görmek çok yorucu da olsa ancak o zaman içimizde barınan ve bizi biz yapan farklılıkların ortaya çıkmasını sağlayabiliriz. Çünkü hepimizin, ayrı ayrı görünmezliği de bizler gibi benzersizdir.



20 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Öteki