Şirinyer Hayal Sineması

Gri renkleri dönüştürebilen gözlerin vardı. Cansız renkli bir şal, senin boynunda güller açardı. Beraber baktığımızda, o sonbaharı anlatan yağlı boya tablo papatya kokardı. Birlikte tuttuğumuz o renksiz kum balığı, nergis çiçekleri dolu masanda tadından yenmezdi. Nergislerin deniz koktuğunu nefesinden anlardım. Köhne mahallenin sokakları seninle ışıl ışıl, sıcacık olurdu. Yaşadığımız silik, gri hatıraları hatırlamaya çalışıyorum. O siyah beyaz günler, eski bir Türk filmi havasında, bir açık hava sineması tadında… Sonradan renklendirilmiş… O güzel bakışların; griyi tonlarına bölen, yeni renkler çıkaran, yıldızların tozunu çırpan, denizden ay toplayan yakamoz bakışların…


Seni ilk defa yedi yaşlarında hayal etmiş, insanların hayallerinin beyaz bir perdeye sığabileceğini o yaşlarda öğrenmiştim. Gözlerin evin önünden akşamki filmin tabelasını taşıyan kamyonet gibi geçerdi. Önce onları görürdük afişte, bizde şimşek hemen çakar, hoparlörden filmin müziği sonradan gelirdi. Kamyonetin arkasında koşan âşık çocuklar ordusuyduk. Yedi sene sonra da insanların hayallerinin bir gamzeye sığabileceğini öğrenmiştim. Artık şiir okumak en büyük tutkumdu.


Açık hava sinemaları kapandıktan sonra, yeni kapalı salonlarda sana benzeyen gözler bulamadım. Başkalarına dair şiirleri okumaktan vazgeçtim. Ve sana benzeyen gözlere de bakmıyorum artık. Sokağına çıkan caddelere dargınım. Sana benzeyen birine güzel bir şiir yazmak, en büyük korkum. Ya severse senin kadar beni…


Bana eski sinemaları hatırlatan artık sadece eski fotoğraflar. Kemeraltı’nı siyah beyaz hatırlamak kadar hüzünlüyüm.


Denizde taş kaydırdığımız günler geliyor aklıma; ne kadar uzanabilirsen, yaklaşabilirsen denize, o kadar çok seker taş. Acıya ne kadar dayanabilirsen, uzanabilirsen... Sarılmadan unutabilmek gönlünde seken taşları... Taşın batacağını bilmek yüreğinde... Ne kadar uzağa giderse taş o kadar batar yüreğine, unutabilmenin acısı kadar. Gümüldür sahilinde yassı taş bırakmayan çocuk var ya, işte o bendim. Kaplumbağaların ve deniz kabuklarının şikâyet ettiği de bendim. Beni unutmaman için tüm yassı taşları bir şiir gibi denizde kaydırdım. Akıp giden, kolay ezberlenen ama bir türlü hatırlanamayan bir eski şiir gibi sevdim seni.

Teybimizde bir Sezen Aksu kasetimiz vardı, Beni Unutma… Bir gün büyük bir kütüphanemiz olacaktı.


Şimdilik teybin altındaki rafta bir Mario Levi kitabı var; Bir Şehre Gidememek.


Ne zaman bir Sezen Aksu şarkısı dinlesem ya da bir Mario Levi kitabı okusam; Gümüldür’de bir deniz gelir aklıma. Şarkıda söylediği gibi seni unutamadım, kitapta yazdığı gibi de… O günkü tutkumla o şehre bir daha gidemedim.


İzmir’i ve seni; siyah beyaz hatırlamak kadar hüzünlüyüm.








17 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Öteki

Evlen Cem