Özgürlüğün Zindanı

Tam bir buçuk senedir, biyolojik bir savaş veriyoruz. İstediğimiz gibi sokağa çıkamaz, birine sarılamaz ve hatta işe gidemez hale geldik. Başlarda mantıklı gelen bu tip uygulamaların, şu aralar zıvanadan çıkmaya başladığını söyleyebilirim. Zira özgür olma hakkını dilediğine verip, dilediğine vermeyen bir karar vericinin muhatabı oluyoruz. Bu durumu kabullenmiş gibi yapmaksa bizi kaygı dolu, öfke dolu insanlar haline getiriyor ve özgürlük algımızı yeniden sorgulatıyor.

Peki bizler pandemiden önce, gerçekten özgür müydük? Bence asıl sormamız gereken bu. Günde yaklaşık sekiz saati bir başkasının işinde, geçinmeye ancak yetecek maaşlarla, bir başkasına para kazandırmak için geçirip; -yıl boyunca taksidini ödeyeceğimiz- o çok yıldızlı otellerde, bir hafta tatil yaptığımız için kendimizi özgür sayıyoruz. Oysa çoğumuz her gün işlerimize, balık istifi halinde gidip; sevmediğimiz işlerde ve düşük maaşlarda çalışıyoruz. Böyle bir özgürlük söz konusu olabilir mi? Bu olsa olsa koşullu kölelik olur.

Özgürlük dendiğinde, kendini esaret içinde hissetmemeli insan. Hayatının kurallarını kendi koyabilmeli ve gerekirse sınırlarına saldıranlara “hayır” diyebilmeli. Burada bir çocuk şımarıklığından bahsetmiyorum. Bence asıl özgürlük, tüm olgunluğuna rağmen içindeki çocuğa saygı duyabildiğin anda başlıyor. O çocuğun canı bir şeyi yapmak istemiyorsa gerçekten istemiyordur. İçindeki çocuğa saygı duymadığın anda, başkalarının senin gerçekliğine ve özgürlüğüne saygı duymasını bekleyemiyorsun haliyle. İnsanı özgür kılan nokta bu zira. Başkalarından ve hatta kendinden çok da bir şey beklememek. Beklentisiz olmak ve yolda kalmak. Bir denizin senden bir şey beklemediği gibi ya da gökyüzünün. Doğanın özgür anlarını izleyip onun akışını, bilgeliğini görebilmek... İşte özgürlük! Bu bilgelik nasıl kazanılır sorusunun cevabı, herkesin içinde saklı.


İçimizdeki zindanlardan özgürleştiğimizde, özgürlük zaten bir şekilde bize gelmiyor mu?


16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

FERHAN AĞBİ