ÖMRÜMÜN DÖRT MEVSİMİ

Şu kısacık insan ömrü, tabiatın bir resmidir adeta ve bu resimde, görebilene kaç gülüşün güzelliği saklıdır. Çocukluğun, gençlik yıllarının, olgun yaşların ve yaşlılığın mevsimlerini, üç aylık periyotlar halinde yaşar tabiat ana. Bizler de tıpkı tabiat ananın bağrına bırakılmış bir tohum gibi, sürgünden goncaya, bol çiçekli bir ağaçtan hazan yapraklarını sarı sarı turuncu turuncu döken bir kuru dala dönüşüveririz zamanla. O dallardaki gülüşlerimiz, bakışlarımız ve tenimizdeki sıcak yeşil dirilik, çocukluk ve gençlik yıllarının izlerini taşırken; ruh ırmaklarının neşeyle çağıldadığı zamanlar, yerini sükûnet ve yalnızlığa bırakır zamanla.


Her mevsim, albümdeki fotoğraf gibi bir hatıradır. Sonbaharın kasvetli, bulanık günlerinin soluk aydınlığı, bizleri biraz daha düşünmeye davet eder. Biraz daha kabuğuna çekilmenin, sadeleşmenin, kalabalıklardan sıyrılıp uzaklaşmanın, oturup biraz daha düşünmenin, ince ince kırılmaların, altını çize çize öğrenmelerin, yargılamadan affetmenin; türkülerin hazan mevsimidir, sonbahar. Toprağa düşen iri yağmur damlalarıyla yeniden dirilmenin habercisidir. O aşkın mevsimi; el ele yağmur altında yürümelerin, ıslanınca alından öpmelerin ve omuzlarda soluklanmanın mevsimidir.


Yağmurlar yerini bırakırken beyaz kar tanelerine, tabiat ana da giyiniverir beyaz gelinliğini. O giyinedururken, insanı çetin geçecek günlerin, ayların, haftaların telaşı sarar. Hayatın bir mücadeleden ibaret olduğunu düşünürsek, kış; mevsimlerin en yaşlısıdır gözümde. Saçlarına aklar düşmüş ninemle dedemin, soba başında anlattığı masaldır bu mevsim. O nedenle çocukluktan ta yaşlılığa uzanan yaşam çizgisinde kış, hep içimdeki çocuğa özlemdir. Çocukluğumun en derin duygularının saklı olduğu soğuk kış gecelerinde, annemin dizlerinde uyuyakaldığım şefkat ve güven duygusunun diğer adıdır.


Uzunca bir sessizliğin ardından, yatak odamızın penceresine vuran güneşin pırıl pırıl akisleriyle, yeni bir mevsim zuhur eder meydana: İlkbahar, nevbahar, yenibahar… İşte tam da ömrümüzün fişek çağında, ilk gençlik yıllarımızda, damarlarımızda durmayan kandır candır heyecandır o. Temiz hava, yemyeşil doğa ve kuş cıvıltılarıyla asma dalları altında, tahta sandalyelerle dört köşe bir masada, taze nane ve ıtır kokuları eşliğinde akşam sohbetidir, akşam çayıdır, akşam kahvesidir. İlkbahardan, sardunyaların renginden, papatya fallarından, sümbüllerin kokusundan; en çok şairler ilham alır bu mevsimde. Ki onlar; dize dize kimi gün kafiyeli uyaklı, kimi gün serbest ölçüsüz ama hep dolu dizgin, “Bahar yaşamdır, yaşam çiçekli bir fistan,” derler. Bu mevsimde yaşamın soluğu saklıdır.


Ah yaz… Uzayan gecelerde, caddelerden kumsala, vardığım sokakların her birinde, çakıl taşlarının sesi yüreğimin orkestrasıyken… Çapkın dudaklarımda pembeden mora fosforlu rujum, akşam sahilde ayaklarımın değdiği deniz suyu, keyfimden başımı döndüren yaz akşamları şarkılarıyken… O benim dostum arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, kitabım, kahvem, çayım, aşım, yemeğim. O benim çocukluğumun limonlu bir liralık dondurması ama değerine paha biçilemez mutluluğumun kaynağıyken. Ve sevgilimle bir dolunay gecesinde, beyaz masada balkon sohbetlerim, kayan yıldızları seyredişim, çocuklarımla yıldızları sayışımken... O ki; taptaze, sıcacık sabaha bir günaydın, o bana bütün ömrümün hediyesi, armağanıdır. Yaz ki yaz…


Sen hangi mevsimdesin?





19 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İz