Sanata Dair Bir Sohbet

Bir genç: Bir sanat eserinin iyisi ve kötüsü tartışmalı değil midir? Bir sanat tarihçisi: Tartışmalıdır. Ancak bir şeyin tartışmalı olmaması tartışmalı olmasından daha ürkütücü değil mi? Bu sayede sanat tarihi diye bir şeye sahibiz. Sanata böyle bir keyfî etkinlik dokundurması çocukça bir güzelleme. Koltuk takımımızın rengini tartışmakla Caravaggio’da ışığı tartışmak arasında bir fark var kuşkusuz. Hatta estetik anlayışımız geliştikçe koltuk takımımızı da ona göre tartışırız. Ne kadar abes veya sürrealist olursa olsun, sanat eserinin üzerine eğilen bir sanat tarihçisi, buradaki dolayımı ciddiye alıp yorumlarını yere basarak yapmaya çalışır. Böylesi bir eleştiri hiçbir zaman sanatçıyı paranteze alamaz. Dünyanın dolaysızlığından imgelem yetisinin yardımıyla başka bir uzam ve mekâna kaçan sanatçının bu yaratılan gezegenini seyretmeye dalar sanat tarihçisi. Us ve imgelemin en zarif birlikteliklerine şahit oluruz burada. Bu birlikteliğin trajikliği tabii ki kaderleri: bu iki yeti birbirlerini tanımadan sevmek zorundadırlar. Zira sanat tarihçisi anlamak uğruna sanatçıya dönüşmemeye çalışır; sanatçı ise eseriyle yaptığından başkaca eyleyemeyeceği için sanat tarihçisine dönüşmemelidir. Bir genç: Sanat söz konusu olunca güzel veya çirkin kişiden kişiye değişen bir şey midir? Bir sanat tarihçisi: Değişebilir. Sanat eseri için doğal olarak herkesin söyleyeceği bir şey olabilir. Ancak emek gerekir. Çünkü çekip almak gökyüzünden bir yıldızı… Durup dururken olabilecek bir iş gibi gelebilir; henüz bir yıldız resmi bile çizmemişken. Çizmeyi istememişken hatta! Kendi kendine biten bir gonca değildir sanata dair söyleyebileceklerimiz. Sanat eseri üstlendiği yorumun mabedinde kendisini huzursuz hissetmemeli… Bir genç: Kesinliğin uzaktan alaya aldığı bir müphemlik çukuruna mı dönüşmüştür sanat? Bir sanat tarihçisi: Sadece bir tür kesinliğin olduğunu düşünmüyoruz. Açalım. Aynı şeye eşit olan şeyler birbirlerine eşittir. a = b, b = c ise; a = c’dir. Bu mantıksal olarak kesindir. Ancak bir resmin estetik yüceliğini inkâr edemememiz de öyle. Bir heykelin önünde ağzımızın açık kalması da bir kesinliktir mesela. İtiraf edelim: ikincisi bahsettiğimiz ilk kesinlik türü gibi olmadığı için bu bir yalandır. Ancak aynı sebepten de güzel! Bir genç: Hoşa giden ile güzel arasında fark mı var peki? Bir sanat tarihçisi: Mağara resimleriyle niye yetinelim? Sıradan tercihlerimiz genelde pratik olma kaygısıyla çalıştığı için hoşumuza giden ve işimize yarayan çabucak iş görür. Oysa güzel olana değer verme cesaretini gösteren ruhlar faydayı salt amaç olmaktan çıkaracaktır. Hoşa gideni milyonlar tanıyabilir; endüstri bunu gerçekleştiriyor mesela. Güzel olan ise biriciktir çünkü estetik ruh doğal değil kültüreldir.

Sanata Dair Bir Sohbet