Pişmanım Doktor

Çok pişmanım doktor! Var mı pişmanlığın çaresi tıpta. Nasıl yardımcı olursun? Biraz hastanede kalsam, yeni çıkan ilaçlardan kullansam, anestezi alsam ya da alternatif tıp? Bilmiyorum doktor sen söyle, var mı çaresi? En büyük düşmanı, günler hatta saatler. Zamanı ötanazi etmek için bir şansım olsa değil mi doktor? Yıkasam cenazesini, kılsam namazını, diksem mezar taşını belki o zaman bulurum şifasını. Ahh doktor! Ben içimdeki ovada kelebek uçururken, hazinem meğer çöpe basılmış. Hiç insafı yokmuş. Vurmuş da vurmuş! Yakmış savurmuş. Sökmüş kalbimi, bir toprak bile atmamış. Ben dileklerimi âmin alayları ile süslerken, mavi denizin dibindeki balıklara öğün olmuş. Pamuklara sarıp sakladığım sükutum, meze olmuş. Doğru mu doktor? Acımasızlığın fişini çeksek öylece izinsiz, kimseye danışmasak, sormasak, siyanürlü kelimeleri sahibine bağışlasak, pis beyinleri nakil yapsak, tutsak düşüncelere serum taksak… bilmiyorum doktor! Emektar duygularım nasıl ellere düşmüş, nasıl heba olmuş. Bunların şahidi olmak ömür erozyonu doktor! Bu sızı nasıl dinecek? Ya ağrı… Bazen ifade etmeye zorlanıyorum ama bu farklı. Bir taş var içimde. Seksen bin köşesi dikenli, iğneli… Her kelime ile ezen, delip geçen, daha önce hiç hissetmediğim bir acı…. Bir şey söyle doktor! Yoksa bu taş sadece kalbimi değil tüm organlarımı oyacak. Ben böyle düşünmemiştim her şey çok farklı ama saklı demiştim doktor! Yürek yaralı ama defter kapalı! Nerden bilebilirdim! Ben kendime bile harf harf dillendirirken, mavi üçüncü sayfa olmuş. Fısıltının dişini çekebiliyor muyuz ya da kırılan dilin kemiğini alçıya alabiliyor muyuz? Gerçekleri görmek için kaç gözlük lazım? Yeminin yok mu senin doktor? İnsanlığı kansere yakalananları alsan komaya. Bir faydası var mı? Duyuyor musun beni? Bu nasıl hastane, kimse yok mu? Aylardan temmuz, dışarda boyunca kar. Karanlığın içindeki, kuyunun içindeki kuyu… Ben oradayım doktor. Temmuzda insan üşür mü? Peki dışarda bu kadar kar varken güneş aklı kavurur mu? Ya karanlık? Girdap gibi her seferinde daha derin daha hızlı ve daha öfkeli. Bir yar başında kuyu dibinde gibiyim. Güneş doğmayan gecelerdeyim. Her seferinde tamam şimdi uyandım derken yine kâbuslar içindeyim. Bu nasıl çelişki doktor? Çürük elma ya da kapı arkasında küflenmiş ekmek, üstü çizilmiş bir defter, kırık bir oyuncak, ipi kopmuş bir salıncak, kırık cam, tortop edilmiş kâğıt… Böyle hisseden birinin tıpta yeri nasıl açıklanır, var mı bir makalesi doktor? Ben kendimi yargılarken hükmüm zaten verilmiş, kırmışlar kalemimi, vermişler müebbeti. Hâkim çok tecrübeli. Yakmış gençliğimi! Hiç dinlememiş kimseyi. Yazmış kararı. Deliymişim doktor! Sen bilir misin? Deli kime denir? Var mı bir gömleğin? Giyeyim mi doktor? Bu çaresiz dert doktor! Kimse kurtaramaz beni. Hiç düşünmedim. Terazimin tartımın dengesini kaybettim. Kulaklarımı kapadım, gözlerimi bağladım. Duymayayım diye müziği son ses açtım. Çok güvendim, bir de teşekkür ettim. Gökyüzüne bakıp şükreden dillerle, avuçlarımı dualarla doldururken, rüzgârda, denizde, martıda her muhteşem şeyde anarken, en nadide yerlerde saklarken bir de ne göreyim? Neyse, sen bu olanlara inanabiliyor musun doktor? Sen bakma bana doktor! Hayallerim vitaminsiz, düşlerim sağlıksız ama aklım başımda. Ne gerekiyorsa yapalım. Hazırım ben! Şimdi tam zamanı al yüreğimi, istemiyorum. Kalbime dokunmadan sadece bu kangren olmuş, kurumuş, silinmiş, unutulmuş yakılmış yüreği, acıtmadan daha fazla; kesip at. Bu kadarı yeter artık. Payıma düşeni aldım. Yapar mısın bu iyiliği doktor? Kurulan cümleler, söylenen sözcükler, bakışlar ve düşünceler çok sağlıksız doktor! Yok mu cümlelerin bir diyeti? Her kelimenin bir diyeti olmalı. Herkes her şeyi her an söylememeli. Tuzunu geçtim doktor, acı olmasın yeter. Düşünceler hacimli, bakışlar iğnesiz, sözcükler biraz şekerli… Sen anlarsın. Yap bir program doktor. Bugün yatışımı ver doktor! Dert olmayayım başlara. Bela olmayayım dünlere. İzim kalmasın yarınlara. Gideyim ama dönmeyeyim. Kimsenin bilmediği, görmediği, camı olmayan, kapısı çalmayan bir oda istiyorum. Bir yatak bir de gömlek… Evet o gömlek! Ziyaretçi kabul etmiyorum. Bir kalemim bir defterim bir de unutmak istediklerim, bu kadar yeter bana. Çok üzüldüm, kırdılar yüreğimi, üstüne bir de alkışladılar. İşte tam burada duyuyorum korkularımın sesini. Bu gürültü…. Hiç iyi değilim doktor! Kurtar beni! Daha ne denir bilmiyorum doktor! Her şeyi anlattım. Tek tek, açık açık. Benim yaram derin! İçim kırık dökük ama rahat. Aklım yeni yeni kendine gelirken kalbim perişan. Ruhum karışık, hislerim yorgun. Bundan sonra söz sende. Ver ilacı, uyut beni. Gözlerimi açtığımda; yangınlar sönmüş, çöpler süpürülmüş, küller savrulmuş, kırıklar atılmış olsun. Güneş doğsun camı olmayan odama. Zor mu diyorsun doktor! Sen beni hiç anlamıyorsun doktor! Artık papatyalar öldü. Kelebeğin ömrü doldu. Şimdi boy verdi ters laleler. Ökse otları sardı etrafı. Gelsin ardıç kuşu toparlasın savrulanları, dağıtsın tohumları. Açayım gözlerimi yeniden. Geçmişi taburcu edelim. Geleceğin reçetesini yazalım. Hiç halim kalmadı. Ben artık uğraşamam! Sana güveniyorum doktor!

Pişmanım Doktor