Her Şey Değişir

“Eylül’dü... Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin,” demiş ya şair, işte öyle kederli bir Eylül sabahına uyandım bugün. Ağustos’u bırakmayı hiç istemedim ama haber bile vermeden, sessiz sedasız gitti bu yıl. İnat edip giydim yine de yazlık elbisemi ve yazın tadını çıkaramamış sandaletlerimi. Kafam dağınık. Bir şey, hem de çok önemli bir şey unutmuşum ya da unutacakmışım duygusu var içimde. Evden çıkmadan önce birkaç kez kontrol ettim çantamı. Telefon ve kartlar burada. Böyle zamanlarda hep bir Ece Ayhan bulundururum yanımda. O da yerini almış çantamda. Maskemi de unutmamışım. Her şey tamam. Kapıyı şöyle bir aralayıp baktım; şiddetli bir yağmur var dışarıda. Bu kederli Eylül sabahı için dekor da tamamlanmış. Koridordaki soğuk kalorifer peteği üzerinde duran çivit mavisi şemsiyemi aldım. Çantamı son bir kez daha kontrol edip nihayet evden çıktım. Tren istasyonu kalabalık değil. Platformda mesafeli ama yan yana beklediğim fötr şapkalı yaşlı adamla birlikte biniyoruz gelen trene. Önce benim binmemi bekliyor, nezaketle. Başımı yavaşça hareket ettirerek selamlıyorum onu, teşekkür niyetine. Aramızda üç koltuk boşluğu bırakacak şekilde, genç bir kadının yanına yerleşiyorum ben de. Omuzları düşmüş oturuyor kadın. Tren istasyondan uzaklaşırken kederli gözlerimi etrafta gezdiriyorum sessizce. Maskelerden yalnızca gözler görünüyor. Dalgın ve düşünceli gözler. Kimse bakmıyor birbirine. Yalnızca kadının değil, bu vagondaki herkesin omuzları düşük. Kendimi yokluyorum; bende de durum farklı değil. Gözlerim rastgele dolaşırken vagonun içinde, tam karşımdaki ilan panosunda asılı kalıyor bir süreliğine. “Her şey değişir” diye başlayan bir şiir yazılı panoda. Önce dikkatsizce, sonra anlam arayarak gezdiriyorum gözlerimi kelimelerin üzerinde. Her şey değişir Bizden sonra gelenler için dikiyoruz ağaçları Ama ne olduysa oldu Denizlere dökülen zehir Boşaltılamaz artık geriye. Gözlerimi kaçırıyorum. Ağır geldi dizeler zaten yeterince ağır olan omuzlarıma. Zemine düşüyor gözlerim. Karşı çaprazıma oturmuş fötr şapkalı yaşlı adamın yerde duran şemsiyesinden süzülen yağmur damlalarını izliyorum bir süre. Zeminde birkaç küçük yol halinde ilerleyip benim şemsiyemden süzülen damlalarla birleşiyorlar ve birlikte devam ediyorlar yollarına. Biraz uzağımda oturan genç kadının yerde duran şemsiyesine doğru gidiyorlar telaşlı bir heyecanla. Başımı kaldırıp yaşlı adama gülümsüyorum. Maskemden görünmüyor dudaklarım. Ama “gözlerim durur mu” onlar da gülümsüyor. Fötr şapkalı yaşlı adamın aydınlanıyor bir anda gözleri, fark edince kederin silindiğini gözlerimden. Yaşlı adamdan aldığım güçle sanırım, bir şans daha veriyorum şiire. Gözlerim şimdi ikinci kıtadaki kelimelerin üzerinde. Ne olduysa oldu Denizlere dökülen zehir Boşaltılamaz artık geriye Ama her şey değişir Bizden sonra gelenler için dikiyoruz ağaçları. Aynı dizeler ve aynı kelimelerle nasıl böyle bir anda değişiyor her şey? Aynı noktada gözlerimin uzun süre asılı kaldığını farkeden fötr şapkalı adam başını çevirip panoya bakıyor. Şiirin yabancısı olmadığı belli. Maskesini aralayıp “Herbert” diyor. “Brecht’in ardından yazmış bu şiiri. Brecht’in ‘Her şey Değişir’ini de bulup okumalısın. Eğer daha önce okumadıysan elbette.” Yeni bir istasyona yaklaşırken müthiş bir gürültüyle ilerliyor tren. Bu uğultuya alışkın bu şehrin sakinleri. Kanıksanmış bir bekleyişle susuyor buralı olduğu belli olan yaşlı adam. Sabırla bekliyor trenin sessizleşmesini. Mavi maskesi çenesinin altında, hastasının son durumuyla ilgili bilgi vermek üzere olan bir doktora benzetiyorum onu. “Dialektiği unutmamak gerek genç bayan,” diyor. “Hiçbir şey yapılamaz gibi görünür bazen. Ama Brecht’in dediği gibi insan son nefesiyle bile başlayabilir yeniden. Her şey kendini tekrar eder, ama her şey değişir.”

Her Şey Değişir