Gittiğim Yerdeyim

Gittiğim yerdeyim. Raflar hâlâ tozlu. Radyoda çalan hâlâ aynı şarkı. Duvarların boyası sarı. Perdelerin halkaları eksik, kenarı açık. Güneşlik hiç açılmamış. Tam kapanmamış pencereler. Rüzgâr sesleniyor içeriye. Dolabın kapağı hırçın. Kim işlemiş o danteli? Halı rengini kaybetmiş. Kırmızıdan eser yok. Koltuklar itilmiş kakılmış. Buharlaşmış sürahideki su. Kireç çökmüş kenarlarına. Düşen bardağı kimse kaldırmamış yerinden. Kitaplar dağılmış, fotoğraflar yine aynı yerinde hiç değişmemiş, tablolar iz yapmış duvarlara. Terlikler sıkışmış koltuk altlarına. Ne zamandır asılı o kazak askıda? Daldığım karanlıktan bakıyorum hayata, gidiyorum çıkışa fakat gittiğim yerdeyim. Anıların üstüne geçmişin isi çökmüş, kahkahalar karanlığıma sessizliğinde kaybolmuş, tartışmalar halıların altına süpürülmüş, attığım son kurşun sekmiş yine beni vurmuş, içtiğim son kahvenin hatırını kırık cümleler kovalamış. Pişmanlıklar sıraya girmiş, keşkeler yer kapmaya hazır, köşeye en sevdiğim renk oturmuş. Avize sağlam fakat lambalar pes etmiş. Çizik, kenarı kırık o vazo hiç çiçek almamış. Ömründe sigara görmemiş tabla ama katran tutmuş oda. Televizyon aynı kanalda takılıp kalmış, yine aynı film ekranda. Son sahneler hep dramla dansta. Üst katın terlik sesleri hep ritmik, kapının altından vuran yemek kokusu hiç yabancı değil. Dışarda ikindi güneşi akşama selam veriyor. Bir ses… Kulak kesiliyorum! Salası veriliyor, çıkmaz sokakların. Sonunu her seferinde uydurduğum o şarkı yine dilimde. Kurduğun son cümle hep yankıda. Tik tak tik tak… Saat hep aynı durakta, tarih hiç kalkmamış yerinden. Zaman demini almış. İçmişim son bardağı, müsade istiyorum fakat yine gittiğim yerdeyim. Güneş tozlu pencereden yolunu bulmuşken ağacın dalları gölgelemiş örtüsü kaymış masayı. Sandalye yapışmış duvara, ahşabı kirden gözükmeyen ayaklar kırılmak için sebep arıyor. Kalem elimde, harfler sırada, söylenenler havada, kâğıt sararmış, ilham yine yolda, tüm denizleri ovaları dağları semayı üst üste dizsem, dünyadaki bütün şarkıları aynı anda açsam, kaçsam kovalasam gök kubbeyi yetmiş renge boyasam, salsam tüm esir olmuşları, çıkarsam zindandan unutulmuş mutlulukları, silsem ucu kararmış silgi ile tüm kötü anıları, yine gittiğim yerdeyim. Kuş bile konmayan camın önünü komşu çiçekleri gölgelemiş. Bugün gölgelerin kabul günü. Yorgun gölgeler… Renkleri kovaladım tüm pencerelerden. Kapadım tüm camları, almadım ıhlamurları. Susturdum tüm mızmız soruları. Sildim tüm düş oyunlarını. Tuttum düşen dileğimi. Kimseyi aramadım. Saldım nazarlarımı tüm geçmişe. Hiç hoş değil. Ortam gergin, oda boş, neyin kavgası bu diye düşünürken ben yine… Gittiğim yerdeyim. Son kez yokladım, ardında önünde kimse olmayan zili bile çalmayan kapıları. Paslı halkanın etrafındaki anahtar silsilesini teslim ettim geleceğe. Kilitledim üstünden tüm geçmişin. Döndüm, baktım, tekrar tekrar kontrol ettim. Çektim sürgüsünü, taktım zincirini. Rutubet kokan hafif düşünceleri, ağır söylenenleri, sağır duyuları, davetsiz misafir gibi biriken sualsiz fikirleri, çok bilmiş sonları, meraklı başlangıçları, bitmeyen yolları, isabetli vuruşları, sağır susmaları, dilsiz hatıraları… nemden rengi kaymış, hiç sevmediğim kapalı kapıların altından saldım. Çektim süngeri. İçerde çıt yok. Hol karanlık. İçimde büyük boşluk. Yüreğimde sonsuz rahatlık. İniyorum merdivenleri aynı hızla. Dönüyorum, dolaşıyorum fakat gittiğim yerdeyim.

Gittiğim Yerdeyim