Güzel, Akılda Kalmaktır

Beyaz boyalı ahşap tavan sıcağı görünce reçinesini kusar, damlacıklar halinde asılı kalırdı. Duvarı tavandan ayıran ince çizgi siyahtı. “Gelin gibi” derdi, gelin gibi de çizerdi… Yüksek duvarda sarmaşık çiçeği kilim gibi yayılmış… Son üç yaprak, tavana yapışmış kauçuğun dördüncüsü de kozasından çıkmak üzereydi. Kauçuk alttan yaprak dökerdi. Bu boyunun uzamasına engel değildi.  Gerçeği görmemezlikten gelir, hakikate tutunurdum sırt üstü yatıp. Ne zaman yatsam, aklımda bu fotoğraf olurdu. Biz güzel bir aileydik. Aklımda kalan, sohbetli eğlenceli evin en önemli yeri, büyük mutfaktı. Her şeyin zenginidir mutfak. Ne zaman geçmişe uzansam, aklımda kalan hep bu hali… Gözlerim demir divanın geometrik desenli örtüsü üzerinde yürürdü. Eşitlerdim sayardım, ikiye bölen çizgilerin açısını hesaplardım. Taş ocak, koca ağızlı bir canavar gibiydi. Yarım daire şeklinde, bir kısmı duman karasıydı. İçinde de soba vardı, yazın yemek için yanardı. Tepsilerle anne kurabiyesi pişer, cam kavanozlara dolardı. Sobanın kapakları iç içe geçmiş, her biri bir iş peşindeler. Yerde halı, her tarafı çiçekli, çiçekler birbirine bakıyor, serpme şeklinde, beyaz göbek üzerinde… Isparta halısı, elbette güllü. Her mevsim hiç solmayan çiçekler. Her düğümü sıkıca atılmış yün iplikten. Püskülleri yıkanmaktan kopmuş. Dört bacaklı formika masa. Tam ortasında kristal vazo. Gelincik sigarasını bekleyen gaz kokulu muhtar çakmağı, badem şekeri ise gümüş tasta... Bakır tencereler dizili dolabın raflarına. Altına düzgünce serili kolalı dantel örtüler. En alt kısmı minik çiçekli basma perdeli. Mutfak. Burası evin en ortası. Hatırıma düşer… Yemekler davetler... İşte o büyülü ev, işte o büyük ev, çocuk sesli, masallı, perili, kavgalı dövüşlü, bol kahkahalı kalın duvarlı sessiz ev... Ne zaman sırt üstü yatsam, gözlerim tavana asılı kalır. Bomboş tavanda. Sessizce başlar konuşmalar. Tencere kapakları öter, çay kaşıkları döne döne dans eder. Aklımda kalanlar, güzeldi. Güzel, akılda kalandı.

Güzel, Akılda Kalmaktır