Bir Kelebek Kanat Çırpsın!

Bir kelebek kanat çırpsın ve bir çocuğun yanağında gül yuvaları kurulsun. Evet fırtına kopsun ama tutmasın ensemden, oradan oraya kuru yaprak gibi savurmasın, dağıtmasın masamı, çökmesin boğazıma, yakmasın gemilerimi, koparmasın iplerimi. Dokunsun eski defterlerime. Koparsın gereksiz sayfalarımı. Altını çizsin büyük harfle başlayan öznelerimin. Silsin o son mektubumu. Yıpratmasın yapraklarımı, kıvırmasın kenarlarını, okumasın yağmurun fotoğrafını. En sevdiğim ayracı yerleştirsin kaldığım yere. Sonuna; “Bu fırtına da kalmaz, geçer bir gün sen yeter ki dümeni tutmayı bil. Bir dalga zıpladı, tüm kumsal parladı.” diye not düşsün. Bir kelebek kanat çırpsın! Gökyüzü kapılarını açsın. Yuvam olsun bulutlar. Duymadığım kelimeler öğreneyim. Anlamını hiç bilmek istemediklerim kaybolsun boşlukta. Gökyüzünden çiçek toplanır mı? Papatyalar dizeyim yıldızların başına. Salıncak kurayım arşa! Komşum olsun güneş. Çalayım zamanlı zamansız kapısını, öyle dilediğimce, hiç çekinmeden, pat diye! Dünya uzakta ama mavi hep yanımda… Mevsimim istisnasız bahar, aylarım Nisan, huzur arkadaşım, sonsuzluk ruhum… Şimşek hiç çakmasın, yıldırım bey hiç uğramasın! Yağmur hanım arada çisil çisil, sessiz sesiz yağsın. Tüm yangınlarım yıkansın. Toprak koksun içim. Bir kelebek kanat çırpsın! Bir masalın içinde bulayım kendimi. Sonu her seferinde farklı fakat mutlu biten. Kimsenin üzülmediği, “üzdüğünü” düşünmediği, gecenin hiç çökmediği, sevimsiz kelimesinin sıfat olmasına gerek kalmadığı koca bir diyara gözlerimi açayım. Gelmeyeceğini bildiğim yine de her seferinde arkasından sular döktüğüm gidenlerin şaşırtmasına şahit olayım. Ağaçların birbirini gölgelemediği, günün herkese eşit doğduğu, çiğdemlerin hiç solmadığı bir ovanın eteklerinde bulayım kendimi. Bir kelebek kanat çırpsın! Şarkılar söyleyeyim. Hiç duyulmamış, daha önce bestelenmemiş, kimse söylememiş. Yer gök kulak kesilsin. Evrenin tüm enstrümanları koşarak gelsin, nehirler eşlik etsin, martılar vokal olsun, nilüferler mikrofon tutsun. Deryalar, ummanlar ayakta alkışlasın. Rüzgâr dans etsin. Sözü, müziği ayrı güzel, güftesi iç kıyan, geçmiş közleyen bir ses yankılansın. Ne demek istediğimi belki o zaman anlarsın. Bir kelebek kanat çırpsın! Arnavut kaldırımlı bir sokak ortasında bulayım kendimi. Sağımda solumda tek katlı, müstakil evler. Bahçesinde sarmaşıklar, uçlarında pembe çiçekler. Mavi kapılar, açık pencereler, yan komşular, sokak kedileri ve yasemin kokuları. Hafif hafif esen bir huzur, kirpiklerime damla damla düşen mutluluk… Kaldırım uzun, yol boş, gelen bol çocuk kahkahası. Seslensin sesini özlediklerim arkamdan. O köşe başında gidenler beklesin. Tutayım eteğinden sevdiğim her şeyin, gölgesine saklanayım güvendiklerimin. Hatıralar hep durakta kalsın, ilk otobüse binsin unutmak istediklerim. Korkularım bir kalıp sabun olsun, hızla erisin. Sevinçlerim bebek koksun! Mümkün mü? Bir kelebek kanat çırpsın! Kanatları parmaklarıma değsin. Beyaz kanatları altında gözlerim kamaşsın. Akasyalara selam versin, papatyalara konsun. Ömrü bin yıl da olsa bir gün de olsa hiç aklından çıkmasın. Dönüp dursun hiç durmadan ama beni benden etmesin. Dalların arasında saklanırken, umudu yüreğinden düşürmesin. Yükünü hafifletmek için kanadından öpmeme müsade etsin. Bir kelebek kanat çırpsın! Son şiir benim için yazılsın. Dörtlükler dizilirken arka arkaya kelimeler ilk anlamını yitirsin. Uyaklar, redifler yardım etsin. Ezber ederken tek tek her bir beyiti toz duman yüreğim kendine gelsin. Tüm sanatlar saygıda beklesin. Büyüsün şiirlerim, çocuk kalmasın. Hepsi kavun tadında, damakta kalsın. Mahlası mavi olsun, sadece bilen anlasın. Her okuyan yeni izler bulsun. Bir şiir yazılsın adı “Ben” olsun. Yazın yası, çiçeklerin kadifesi, içimin aynası olsun. Bir kelebek kanat çırpsın! Her kelebek gördüğünde beni ansın!..

Bir Kelebek Kanat Çırpsın!