Aynalarda Saklanan Sır

“Her gece bu saatlerde, seni beklerim, Kalemimin ucunda harf harf, satır satır sen varsın, Seni yazarım, bilinmeyen bir dilin unutulmuş sözleriyle… Her gece bu saatlerde, seni hatırlarım, Rüyalarımın sahrasında salınıp gezen ahu gözlü Leyla’sın, Seni saklarım, aşkların en imkânsızında, Her gece bu saatlerde, ben seni ezberlerim, Yüzünü hiç unutmayayım diye, Ve yalvarırım Tanrı’ya, ölümsüz olman dileğiyle…” Kitabımı usulca masaya bırakırken senelerce öteye gitmiştim. Okuduklarım beni bir yandan gençliğimizin rüya gibi güzelliklerine, bir yandan geçmişin ışıksız labirentlerine sürüklüyordu. Dönemeyeceğim yollara çıktığımı düşünüyor, haliyle korkudan titretiyordum. Hatıraların girdabında başı boş savrulmuştum ve yorgundum. Tam karşımda duran yüz yıllık aynaya çaresizce baktım. İçimden geçenleri yazmaya karar verdiğim o anlarda defterime uzanacakken aynanın sırlarında seni gördüm. Anladım ki bu gece de buluşma saatimiz gelmiş. Şimdi elimde kalemim, antikalarla dolu bu evin denizi kucaklayan salonunda, yüz yıllık sırla, karşımda duran aynaya bakarken seni defterime eksiksiz yazmak istiyorum. En çok da hüzünlü, umarsız, kadife gibi yumuşacık bakan gözlerini. Birden aynalarda kaybolmuş küçücük bir kız çocuğunun ürkek bakışlarıyla karşılaşıyorum. Acıdan kalemim elimden düşüyor. O kadife gözlerde gördüğüm yalnızlığı anlatamayacağımı hissediyorum. Küçücük ürkek kadın gözlerinin anlattıkları, yüreğimi yaktı kavurdu. Hadi tutuver ellerimden, zaman denen kuyudan çıkarayım seni. Bak! İçinde saklandığın aynanın sırları dökülüyor. Tutuver ellerimden, ne olur kadife gözlerini ayırma benden. Bu üç katlı, eski evin her köşesinde sen varsın. Güneş ışıklarının ucuna takılıp havada uçuşan toz zerrelerinde bile… Üşüyen ruhunu gizlemek için, üst üste dizdiğin kırlentlerle yaptığın kaleye bak, hâlâ orada duruyor. Çoktandır bizi unuttun biliyorum. “Çok sevdiğin yaz geldi,” desem, sevinirsin bilirim. Çocuklarını, beni hatırlamadığını bildiğim gibi... “Unutuşun derinlerinde çaresizce çırpındığın kaç yaz geçti sayamadım. Gel, bize gel, geri dön. Zamanın derin kuyusundan çıkamaz mısın? Yokluğunda yorgun düşen kalbimi avutamadım. Hiç olmazsa benim elimden tutamaz mısın? Bak, okuduğum kitabın bu bölümü bizi anlatıyor. Ömrümün kadife çiçeği, beni yürekten dinle. Senin için okuduğum bu satırları bütün kalbimle sana adıyorum. “Biten Yaza Ağıt Ve bir yaz daha bitti…Ömrümüzden güneşli, masmavi günler aktı gitti. Gözlerimiz uzakları daha az seçiyor artık. Uzakları göremeyen gözlere inat, içimiz daha bir görünür şimdilerde… Anlam arama hüzünlerine, bir yaz daha bitti. Görmeyen gözlerine anlam arama, uzak yazlar görünmez ki… Duymayan kulaklarıma anlam arama, anılar öylesine uğulduyor ki... Kalbimde gerilmiş binlerce tel var. Her biri açık yara. Kopan her tel acıyla titretiyor bedenimi ve ezgiler saçılıyor yerli yersiz her yana… Hüzünlü hazan yağmurları yağmaya başladı usul usul. Yaprak yaprak dökülüyor umutlar… Ezgiler hiç bu kadar öksüz kalmamıştı… Unutan kalbin mi? Yoksa artık tutamaz mı oldun acıların listesini? Unutmak… Anlam arama unutan gözlerine, kalbine, aklına... Anlam arama çünkü ömür bitiyor. Gözlerimde bulutlu yağmurlar var. Aklımda deli sorular… Bu son yaz mı? Yaz son mu? Yaz… Yaz son yaz mı?” Unutmayı seçen bütün kadife çiçeklerine sevgiyle…

Aynalarda Saklanan Sır