Şey

“Önce şeyler vardı sonra adlar geldi” diye yazmıştır Galilei. Bazen anımsayamadığımız, bazen bildiğimiz ama söylemek istemediğimiz, bazen de daha geniş anlamlar yüklemek istediğimiz sözler veya kavramların yerine kullanırız “şey”i. Çoğu zaman ucu açık, anlamı geniş, sonsuz bir sözcüktür. Türkçede olduğu gibi dünyanın neredeyse tüm dillerinde var olan, çok kullanışlı bir maymuncuk gibidir. Somut ya da soyut, gerçekte veya imgelemde var olanlara işaret eder. Dildeki her kapıyı açar. Üstelik açtığı kapıyı tamamen kapatmaz. Şey, kullanıldığı her yerde kapıyı daima aralık bırakır. Doris Lessing Hayatta Kalma Güncesi romanında şey kavramı üzerinde uzunca durur. Belki de “şey” bütün edebiyatın ve tarihin gizli temasıdır der ve ekler: “Şey, iflah olmaz cahilliğin ve iflah olmaz farkındalığın karşılığıdır. İnsanın yetersizliğinin simgesidir.” Adını, tarihini, şeklini anımsayamadığımız her olayda yardımımıza koşar “şey.” Bu özelliğiyle anlatı anında bize zaman kazandırdığı gibi karşımızdakinden yardım isteme şeklidir. Biz “şey” dediğimizde lafımızı dinleyenler hemen yardıma koşarlar. Ya anımsayamadığımız kişinin adını fısıldarlar ya da unuttuğumuz her neyse. Şu ya da bu biçimdeki “şey”i temanın dışında bırakarak herhangi bir olayı veya öyküyü anlatmak pek mümkün değildir. Şey, olayların, kahramanların, tarihlerin asıl anı ve gölgesidir. Şey bir güç, bir dil kudretidir. İnsanların kendi dillerine bilerek yerleştirdiği anahtardır. Onsuz yapamayız. Günümüzde bazı kavramların kendi anlamından uzaklaşarak onu kullanan insanların elinde bir araç haline geldiğini görüyoruz. Yapılan işin özünü anlamaktan çok biçimine katılmaktır şeyleşme. Günümüzde insanların büyük çoğunluğu şeyleşmiştir. Teknoloji şeyleşmeyi artırır. İnsanlar hızına yetişemeyip akıl erdiremez hale geldikleri tüm icatlara “şey” gözüyle bakarlar. Akıl artık kavramsal değil biçimsel hale gelmiştir. Gökteki yıldızlara bakarak onları bir reklam malzemesi sanan çocuk, biçimsel akıl çağında insanla doğa arasındaki ilişkinin son durumunu özetler. Gökyüzündeki yıldız çocuk için sadece bir “şey”dir. “Şey”leşmenin kullandığımız dile yansımaması mümkün müdür? Lucretius Şeylerin Doğası eserinde şeylerin fiziksel elementler ve alfabenin (harflerin) unsurları olduğunu söyler. Michel Foucault ünlü Kelimeler ve Şeyler kitabında şeylerin, kendi sırlarını kelimeler yoluyla sunduğunu söyler. Heceleri, heceler de harfleri bir araya getirir çünkü onları birbirlerine yaklaştıran özellikler buralara yerleştirilmişlerdir. “Şey” de onlardan biridir. Hayatımızı kolaylaştıran küçük “şey”leri de unutmamak gerekiyor. Francesca Rigotti unutmamış ve Küçük Şeylerin Felsefesi kitabında hepsini anlatmış. Nesnelerle insan arasındaki ilişkiyi, metaforları, küçük eşyaları ve şeylerin gerçekliğini. Şeysiz bir dünyanın mümkün olmadığını artık iyi biliyoruz. Böyle bir dünya boş olmakla kalmaz aynı zamanda karışık ve belirsiz hale gelir. “Şey”ler olmasaydı konuşmayı ve düşünmeyi bırakırdık, diyor aynı kitabında Rigotti. Asıl olmanın, gerçekliğin yerine geçme özelliği de vardır “şey”in. Başka işlerin yerine geçer. Gerçekliğin üzerini bile örter ki bu durum insanın lehine değil aleyhinedir. Dünyayı şekillendiren çoğu olayda karşımıza ucuzluğun ve sömürünün adı olarak çıkmıştır “şey.” Raj Patel ve Jason Moore’un kaleme aldığı Yedi Ucuz Şey Üzerinden Dünya Tarihi kitabında bizi mahveden ve mahvetmeye devam eden acımasız şeyleri okuruz. Ucuz doğanın bir “şey” olarak yok edilmesi, ucuz emeğin insanı bir “şey” haline getirmesi, ucuz yaşamların kölelik olarak karşımıza çıkması, paranın iktidara ve güce ulaşmak için bir “şey” olarak silahlanmasıdır bunlar. Ucuz şeyler modern ulus-devletin bileşenleridir ve ucuz yaşamlar kapitalizmin öncüleridir. Şeyler sömürgecilerin elinde birer canavara dönüşmüştür. Şeyleşme tüm hızıyla sürüyor ve biz şeyin ve şeylerin hızına yetişmekte zorlanıyoruz. “Şey” hayatı anlamlandırmakta zorlandığımız her olayda karşımıza çıkacak ve yeri doldurulamaz bir sözcük olarak dilimizi hep taciz edecek. Burada yapmamız gereken kendimizi şeyleşmekten korumaktır. Bunu başarabilir miyiz, bilmiyorum. Kaynaklar 1. Doris Lessing “Hayatta Kalma Güncesi” Çeviren: Püren Özgören. Can Yayınları. 4.Baskı. İstanbul. 2017 2. Michel Foucault “Kelimeler ve Şeyler” Çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay. İmge Kitabevi. 6.Baskı. Ankara. 2017.

Şey